Ana içeriğe atla

YARIM ASIR ÖNCE BASKETBOL/ NOSTALJİ

1969 yılında Galatasaray takımı ile ilk yıldız takım maçımdan önce.

Aşağıda anlatacağım hikaye ,yukarıdaki fotoğrafın çekilmesinden yaklaşık iki yıl önce gerçekleşmişti.

“İnsan kaderinde rastlantı öğesi çok önemli bir yer tutar.”  Diye bir söz duymuştum. 
Şimdi geçmişime dönüp bakıyorum da İstanbul’da taşındığımız evin konumu tüm hayatımı şekillendirmiş .

İlkokula başladığım, Şişli Terakki Lisesi’nin spor salonu , her ne kadar orta büyüklükteki bir evin salonu kadar da olsa basketbol sporunu tanımak ve ona hayran olmak için yeterliydi.

Beden eğitimi dersleri dışında ,sadece büyük sınıfların kullanabildiği bu küçük salondaki, üçe üç tek pota maçlarını, beş dakika bile olsa (tabii o da kapı aralığından ) seyretmek harika bir duyguydu. 

Aslında okulun tam karşısındaki devasa bahçede biri beton, dördü toprak beş basketbol sahası, gördüklerimizi tatbik etmek için bulunmaz nimetti. 

Çünkü, o günlerde halka açık basketbol sahalarında ,küçük çocukların büyüklerden fırsat bularak oynayabilmesi neredeyse imkansızdı . 

Basketbol ile ilgili ilk hatırladıklarım ;futbol toplarının iki misli büyüklüğündeki meşin toplar, aşağıya doğru eğilmiş potalar, yağmurdan çürümüş tahta panyalar ve filesiz çemberlerdi. 

Tabii bir de, çamurdan dolayı ağırlaşmış o dev gibi topları çembere ulaştırmak amacıyla harcadığım güç..

Okul çıkışında eğer hava güzelse potaların altında toplanıp üçe üç maçlar yapardık. 

İlginç sorunlarımız vardı, mesela filesiz çemberlerin, basket olup olmadığı konusunda tereddüt uyandırması ve bazen kavgaya neden olması gibi..

En büyük korkum, itiraz sonrası, maç bitmeden oyunun bırakılmasıydı. Çünkü derdim kazanmaktan öte biraz daha fazla basketbol oynamaktı .  

Şimdi düşünüyorum da, basketbol hayatıma hep aynı düşünceyle devam etmişim. Oyuna devam etmek için her şeye katlanmışım. 

Orta okula geçtiğim yıl sınıflar arası turnuvalar başladı 2. ve 3. Sınıflar A,B,C,D şubeleri ile katılırlarken, biz orta birler olarak tüm şubelerden oluşan karma bir takım yapmıştık .

Öğle yemeği tatilinde açık sahada yapılan bu maçlar tek potada üçe üç olarak oynanıyordu. 

Çizginin hemen gerisindeki sınıf arkadaşlarımın basket sonrası yaptığı o tezahüratları halen unutamıyorum. 

Işık Lisesi , okulumuza sadece üç veya dört yüz mesafedeydi. Bir gün lise takımının maçı vardı.  Hayatımda ilk defa nizami bir salonda, şehir efsanesi sandığım ( cam değil ) plastik şeffaf basketbol panyalarını gördüm.

Balkondaki tribünden aşağıda oynan maçı seyrederken, basketbolun sandığımdan daha zor bir spor olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. 

Sonradan anladım, meğerse sahanın içine girince farklı bir dünya ile tanışıyormuşsunuz ve işiniz kolaylaşıyormuş. En azından benim için. 

Okulda el topu ve futbol karışımına benzer bir oyun vardı . Kağıtları buruşturup küçük bir top haline getiriyor sonra seloteyp ile etrafını sararak sabitliyorduk . Uzun teneffüslerde ceket ve kravatlarımızı çıkarıp ,kıyasıya maçlar yapardık.

Ben tenis topunu keşfedene kadar odamda saksılığa taktığım pazar filesinden yaptığım potaya bu top ile atış yapardım . 

Ancak ağır çekim, içine vururken gelen bloktan kaçıp, rakip yere düştükten sonra yaptığım smaçlardan sonra seyircinin sesini taklit ederek ….

Bazen ciddi ciddi basketbol sporunun gizemli bir tarafı var mı diye düşünüyorum.

Ben diğer sporların arasında bu kadar çok kişi tarafından böylesine çılgıncasına sevilen bir branş olduğuna inanmıyorum. 

Henüz lisansım çıkmadan yani yarım asırdan fazla bir süre önce yaşadıklarımı bu kadar net hatırlayabiliyorsam, ya bu sporda ya da bende bir acayiplik var sanırım.








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...