Ana içeriğe atla

KADIN BASKETBOLU İLE GEÇEN ON SENE





Aşağıda farklı bir amaçla ( belirli bir teknik bir konuyu hedefleyerek)  yazmaya başladığım ancak daha sonra "hatıralarıma" evrilen bir yazıyı sizinle paylaşıyorum.

 

KADIN BASKETBOLU İLE  ERKEK BASKETBOLU  FARKLI MI?


Aslında hiç aklımda yokken ve biraz da mecburiyetten 1990'lı yılların ortasında kadın basketbolu ile tanıştım . 


Ve tekrar erkek basketboluna dönene kadar kadın basketbolu ile dolu dolu yaklaşık on yılım geçti. 


Bu dönemde bana en çok sorulan soru, kadın ve erkek basketbolunun arasındaki fark oldu. Genellikle bu soruya teknik açıdan bakıldığında hiçbir fark olmadığını söyledim. 


Ancak çok net biçimde hem fiziki hem de psikolojik farkılılıklar olduğunu söylemek mümkün. 


Ancak , kadın basketbolununda da aynı erkeklerde olduğu gibi, basketbol oyununu seven ,yetenekli, diğerlerini göre fizik olarak güçlü, basketbol aklı üst düzey olan, takım oyunu oynayan, sporcu gibi yaşayan, koçun sözünü dinleyen, özgüveni yüksek, kazanmak için her şeyi yapan oyuncular olduğu gibi, yukarıda saydığım özelikleri barındırmayan ve biraz da oyuncu sayısının az olmasından dolayı basketbolun içinde kalan ve kalmaya devam eden oyuncuların olduğunu gördüm.



İlk kadın basketboluna girdiğimde Brisa takımına antrenör olmuştum.

Transfer görüşmesini bizzat benimle yapan kulüp başkanımız Savaş Gürler Brisa'da üstdüzeyde önemli bir yöneticiydi . 


Basketbol konusunda çok bilgili değildi ancak, artık çok sık görmediğimiz bir tarza sahipti;

  İşini iyi yapan kişileri bünyenesine alan, ardınan hiçbir şeye karışmayan ve sesizce izleyen bir tarz..


Kendisi, benim daha önce sadece erkek takımları çalıştığımı bildiği için, teklifini kabul ettikten hemen sonra yurt dışında giderek o sırada oynanmakta olan Avrupa Şampiyonası elemelerini seyretmemi istedi. 

( Sanırım yönetici vizyonu olarak ne seviyede olduğunu verdiğim bu örnekten anlamışsınızıdır. ) 



Telaviv'de ilk seyrettiğim maçı hiç unutmam, beş dakika sonra, ilk aklıma gelen sahada yaklaşık 15 sene önce benim oynadığım basketbol vardı, o sıralarda artık iyice değişmiş olan, vücut vücuda itiş kakış ( Bumplarla, Sealler ile  ) oynanan ,hücumun savunmanın üzerine giderek kontak almaya başladığı basketbol yerine, basketbol aklının sahaya yansıtıldığı ve aynı zamanda zarif hareketlerin olduğu, göze güzel gelen bir atışın sert bir temas ile bozulduğu durumlarda hemen faul çalındığı bir basketbol..


Hatta maç sırasında tam önümde yaşanan bir olayı bugün bile çok iyi hatırlıyorum; bir hızlı hücum sırasında savunmadaki oyuncu arkadaşına ben kenarı kapatıyorum ve hücumu sana yolluyorum anlamına gelen bir şeyler  söylemiş ve hücumu ortaya yollamıştı, hücum ortaya girince karşısına diğer savunma çıkmış ve hücum topu kaybetmişti. 


Açıkçası bu sahne bana her şeyi anlatmıştı. 

Eski günlerdeki gibi "Akıl ve teknik" ön planda..


Ancak döndükten sonra ilk hafta antrenmanda karşılaştıklarım hiç de 

Telaviv 'de gördüklerime benzemiyordu. 


( Burada oyuncuları ve takımın eski antrenörleri suçladığım sanılmasın, oyuncuların temel teknikleri ve pozisyon bilgileri mükemmeldi ancak! )

 

Sorun; oyuncular ilk hamlelerini doğru yapıyorlar ancak sonuç almayınca heyecanlanıp ard arda hata yapıyorlardı. 


Ancak esas büyük sorun oyuncuların hatalardan sonra verdikleri reaksiyonlardı, aynı heyecan katlanarak artıyor ve pozisyonun ardından birbirini suçlayanlar ! kendilerine kızanlar ! geri dönmeyenler ! , geri dönerken söylenenler !

 

Eğer bir de koç tarafından sert bir şekilde uyarılırlarsa, bu defa iyice dağılıp oyundan kopuyorlardı. 


KADIN BASKETBOLCULARIN SORUNU AŞIRI HEYECANLAMAK 



Bence kızların en önemli sorun heyecanlanmaktı.  


( Bugün erkek basketbolunda karşılaştığımız U12 ve alt guruplar gibi. ) 


Daha az yetenek isteyen, ancak biraz motivasyonla tavana vuran savunmada, gerçekten hücumu heyecanlandıracak şiddetli bir baskı ve saldırganlık vardı.


Genelde, oyunculardan istediğimiz agresiflik burada üst düzeydeydi ancak bu kontrolsüz bir agresifilikti.



İlk günler oyunculara savunmada mesafe kavramını öğretmeye çalıştığımı  hatırlıyorum, burun buruna girmeden adamın önünde kalmayı ve en önemlisi burun buruna bir savunma ile karşılaşınca savunmaya nasıl faul aldırılacağını. 


Böyle bir durumda, korkup gerilemek yerine topu saklayarak pivot adımını ileriye doğru atmak tüm sorunu çözüyordu.

 

Ve, bu taması alırken "hakeme doğru bakın" dediğimi bile hatırlıyorum. 


İkinci olarak, kaosa sebebiyet veren hızlı hücum sırasında karışıklıktı her ne kadar antrenmanlarda doğru kulvar seçimi yapsalar bile maçta karıştırıyorlardı, ben de olayı iyice basitleştirip giderken topu ortada olmasının en önemli şey olduğunu vurgulayıp  bıkmadan usanmadan tekrar tekrar bu düşünceden hareketle kulvar çalışmaları yaptık.


Yarı saha hücumda ise ,tüm takımların yaptığı ve genelikle erkeklerin uyguladığı klasik setler yerine, baskıya karşı beş dışarıda başlayarak üzerimize gelen ölçüsüz ( amansız ) baskıyı cezalandırmaya yönelik çalışmalar yaptık.


İlk hazırlık maçlarımız için Romanya'ya gitmiştik o dönemde kadın basketbolunda bizden çok daha yukarılarda olan bir ülkeye..

 

Rakipler daha önce bahsettiğim gibi teknik anlamda donanımlı oyunculardan kuruluydu, ancak taktik anlamda biraz gerideydiler ,yanılmıyorsam dört takımlı bir turnuva oynadık ve ya birinci ya da ikinci olarak moral kazanarak Türkiye'ye döndük.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...