Ana içeriğe atla

ALT YAPIDA BİREBİR Mİ YOKSA YARDIMLAŞARAK MI OYNAMALI ? ( ANKARA BASKETBOLU )




GENÇLER ŞAMPİYONU OLAN BU TAKIM A MİLLİ TAKIMA ÜÇ OYUNCU VERDİ


Konu altyapıda kullanılacak olan eğitim metodu ile ilgili, sorumuz ise;
henüz bireysel olarak yeteri kadar gelişmemiş oyunculara yardımlaşmayı öğretmek doğru mu ?

Eminim ilk zamanlar benimde düşündüğüm gibi herkes bu soruya HAYIR? diyecek.

Ancak, bir de işin şu yanını düşünün, oyuncunun çok ÇOK özel bir yeteneği var, ancak bazı temel teknikleri iyi olmadığı için bir türlü süre bulamıyor ve bu özelliğini sahaya yansıtamıyor.

Ancak bizim gösterdiğimiz ( hem hücum, hem de savunma ) yardımlaşmaları sayesinde sahada kalmayı başarıyor.

Ve o özelliğini daha da geliştirip, üst seviyede kendini ispat ediyor... A milli takım kadrosuna giriyor.

Belki size bu senaryo fantezi gibi gelebilir ama....





ANKARA BASKETBOLU'NDA 1954- 1959 DOĞUMLU KOÇLAR 

Tek bir altyapı takımından çıkan birden fazla dominant oyucunun üst liglerde oynayabilmesi ( Hatta A milli takıma yükselebilmesi ) çok sık karşılaşılan bir durum değil.

Geçmişte yaşanan tecrübelere baktığımız zaman, bunu 
başarabilen bazı liderler görüyoruz, sıradışı vizyona sahip bir başkan, bir yönetici veya bir koç .

Yani netice olarak ortaya çıkan bireysel bir başarı…

Antrenörlüğe başladıktan sonra yakından izlediğim hatta dahil olduğum kolektif bir çalışmanın kişilere bağlı olmadan da böyle fantastik sonuçlara ulaşabildiklerini gördüm.



Bahsettiğim modele ben Ankara ekolü diyorum, şimdi çoğunuz bu kelimeyi kullanarak konuyu abarttığımı düşüneceksiniz ama bugünün tabiri ile Old school basketbol eğitimi almış bir oyuncu olarak, altyapı milli takım antrenörlüğüm sırasında Ankara'da oynanan basketbolun ne kadar farklı olduğunu yaşayarak öğrendim.

Bana tek cümleyle aradaki farkı anlat derseniz size "kollektif çalışma" olduğunu söylerim.

Bu çalışma şeklinde hem saha dışında, hem de saha içinde kollektif çalışmak işin özü.

Ortada bir felsefe var ve herkes aynı felsefeye inanıyor ve geliştirmek için katkıda bulunuyor.
Bu felsefeyi anlatabilmek için teknik bir terim kullanırsak paslaşmak diyebiliriz, koçların saha dışında oyuncuların saha içinde paslaşması…



Yazılarımda isim kullanmak adetim değil ancak 1985- 86 senesinde İzmir'de yapılan Gençler Türkiye Şampiyonası'nda şampiyona olan takımın kadrosuna baktığımızda
( yaşı uygun olanlar ) Hüsnü Çakırgil, Hakan Yörükoğlu ve Murat Evliyaoğlu gibi oyuncuların A milli takımımda yer aldığını hatırlayacaktır. 

Yeni jenerasyona hiç bir şey ifade etmeyecek bu isimleri tarif etmem gerekirse, altyapıda aynı takımda oynayan ve ardından atletik özelliklerinden çok, yetenekleri ve basketbol akılları ile A milli takım kadrosuna giren "yıldız" oyuncular diyebilirim. 

Yani bir kulüp düşünün ( Yenişehir ) maddi olanakları pek iyi olmayan ancak hepsi yüksek öğrenim tahsili gören yönetici ve koçların elinde, ileride bazıları mühendis, bazıları sosyolog, bazıları da doktor olacak bu antrenörler, bildiğimiz klasik ( birebire dayalı old school ) basketbol yerine, hücumda ve savunmada ( bugün moda olan ) oyuncularına yardımlaşmalı basketbolu öğretiyorlar. 

Peki bu basketbolun farkı ne ?

Klasik basketbolda oyuncuların birebir özellikleri ön plana çıkar, örneğin iyi dripling yapamayan bir oyuncu, iyi savunma yapamayan bir oyuncu, kendini bu konularda geliştirene kadar diğer oyuncuların arkasında kalmaya mahkumdur. 
( Zaten bir koç olarak böyle bir oyuncuyu oynattığınız takdirde tenkitlere uğrarasınız ) 

Ancak bahsettiğim felsefede, örneğin, iyi şut atan ,driplingi olmayan ve savunması zayıf bir oyuncunun, driplingini veya savunmasını geliştirmesini beklemeden yardımlaşmalar ile onun şut özelliğinden yaralanabilirsiniz.
  
Tabii bu koçun yaratıcılığı ve oyuncunun basketbol aklını geliştirmesi ile olur.

Driplingim zayıfsa, pas vererek durumu telafi ederim, savunmada koç adam değişerek veya kombine savunmalar ile benim bu eksiğimi ( akıl yoluyla ) telafi eder, ve yine koçun planladığı paslaşmaya dayalı oyunlarla şut özelliğimi takımımın maç kazaması için kullanırım.

Bu düşünce oyuncuyu yüreklendirerek, eksik yönünü değilde etkili yönünü daha da geliştirmesine yol açıyor. Ve ona öz güven kazandırıyor. 

Birebir de ise," yine geçildin" veya "yine topu kaybettin" gibi olmusuz ikazları daha çok duyuyoruz.

O DEVRİN SONUNU YAŞAYANLAR 

Önce, İzmir'de şampiyona olan takımın yardımcı antrenörü Hayri Solmaz daha sonra baş antrenörü Selam Gökçe ile yaptığım kısa sohbet sonunda , bu jenerasyonun basketbola nasıl başladığını ve felsefenin ana hatları hakkında konuştum. 

Yenişehir kulübünde, başlangıcını Cem Gökçe ve Murat Didin'in yaptığı bu organizasyonun, başka kulüplerde de rahmetli Osman Erverdi, abisi Rıza Erverdi, Çetin Yılmaz, Halil Üner, Ercüment Sunter, Zafer Kalaycıoğlu ve şimdi ismini hatırlayamadığım birçok koç tarafından uygulandığını hatırlıyorum.





SİSTEM BUGÜN UYGULANABİLİR Mİ ?

Aslında beni heyecanlandıran kısmı da bu sorunun cevabı ?

Açıkçası aynı organizasyonun bugünde uygulanabileceği hayaline kapıldım. 
Bu koçlar böyle bir organizasyonu uygulamak için nasıl bir yol izlemişler ?

Birinci tavsiye ;
Oyuncular en az ON BEŞ ( daha küçük olmaları bazı sorunlar yaratabiliyor ) yaşında olmalı .

İkinci tavsiye ; "Her oyuncuyu kendi ideal pozisyonlarından, bir hatta iki pozisyon aşağı indirmeli."( iki numarayı bir, dört numarayı üçe…) 

Üçüncü tavsiye; " oyuncumun aklını kullanmasını nasıl sağlayabilirim?" sorusunun cevabını düşünmek. 

Dördüncü tavsiye ,oyuncumun eksiklerini kapatırken, avantajlarını kullanacağı düzenleri öğretmeliyim. 

Beşinci tavsiye ise; oyuncuya değerli olduğunu hissettirmeliyim.

Her türlü maddi zorluğa rağmen en iyi yerlerde kalmasını sağlarım.
Onu elimden geldiği kadar en iyi imkanlarla tanıştırım.

( Burada bir dönem aynı genç milli takım kampında bulunduğum Dr. Emre Diker'in olağanüstü başarılı yönetiminden söz edildiğini söylemeliyim.) 

Oyuncu, ileride üst seviyelerde nerelerde kimlere karşı oynayacağını şimdiden bilmeli.

( Avrupadaki yıldız oyuncuların kimler olduğunu, ileride  kimlere karşı mücadele edeceğini…. ) 

Oyuncular yeni pozisyonlarının gereklerini yerine getirmek için çabalarken ,bir süre sonra karşılaşacakları zorlukları aşmak için kendi kendilerine yeni keşifler yapmaya başlarlar.

Örneğin; uzun olduğu için top getirirken top kaybetme riski olan oyuncular, vücutlarını kullanarak topu saklamasını, gereksiz yere dripling yapmak yerine pas verip kat etmeyi, kendini tutan kısalara karşı arkası dönük oynayarak avantaj elde etmeyi öğrenirler. 

Oyuncular tecrübe kazananan kadar, koçlar sahada uygulanmasını istedikleri düzenleri tam olarak uygulayamayabilir.
Ancak sabretmeleri halinde kulübüne yıldız oyuncular ve şampiyonluklar kazandıracaktır.

Burada konuştuğum basketbol adamlarının, bugün aynı yönetemi neden uygulayamıyoruz? sorusunun cevabı devreye giriyor.

SABIR VE AKIL 

Kalifiye personel ve sabır, yönetici, idareci, koç, veli tüm bu gurubun sabır göstermesi.

Sabır konusuna hemen bir açıklık getirmeliyim;
Basketboldan anlayanlar tarafından,  bu projenin, henüz ikinci senede önü açık mı yoksa boşa kürek mi çekildiği anlaşılırken üçüncü sene derece gelemesi olasıdır.

Basketboldan anlamayanlar için ise sonsuza kadar kullanılacak bir suistimal yöntemi.

Şimdi aklınıza şu soru gelecek peki bu sistemin antrenmanları nasıl yapılıyor.

Açıkçası klasik basketboldan olduk farklı.

"Şunu yapacaksın adamına geçilemeyeceksin, topu sen getireceksin, sen perde koyacaksın, sen şutu atacaksın", gibi bireysel talimatlar yerine " yapacaksınız ,edeceksiniz" kelimeleriyle tüm oyunculara hitap ediliyor.,

Ancak, özel toplantılar ile bireysel görüşmeler yapılıyor ve o oyunculardan neler istediğimiz anlatılıyoruz..

Peki oyuncular arasında bireysel yetenekler aradan nasıl sıyrılıyor ve yoluna nasıl devam ediyor?  diye sorarsanız , aynı antrenörler gibi kendilerini altyapıda ispat ettikten sonra, farkılı takımlara giderek en üst liglerde oynayarak aradan sıyrılıyorlar.

( Yukarıdaki antrenörlerin isimlerini bir daha okuyun isterseniz. )   




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...