" Yalçın abi, basketbol taktikleri ve düzenleri konusunda bu kadar az şey bilen bir koç nasıl bu kadar başarılı olabiliyor ?"
Rahmetli Yalçın abiye bu soruyu sorduğum zaman, antrenörlüğümün ergenlik dönemi yeni bitmişti, o zamana kadar altyapı milli takımları ile Avrupa finallerinde oynamış, Süper ligde yardımcı Antrenörlük yapmış, o zamanki adıyla birinci kümede "kaşar oyuncularla" başarılı olmuştum. Ve artık ailemi geçindirmek için para kazanma zamanı gelmiş, açıkçası iş kapma savaşı! başlamıştı.
Ancak, benim için çanta da keklik olan bir iş elimden kayıvermişti ,pozisyonu kapan, yöneticilik yapan ve çok saygı duyduğum, başarılı eski bir basketbolcuydu, bir sene önce yöneticilik yapan bu abi aniden koç oluvermişti.
O dönemde basketbolun her katmanını yakından takip ediyor ve her şeyin sistemlere, set ve savunma düzenlerine bağlı olduğuna ikna olmuştum.
Açıkçası oyuncunun kim olduğu değil ,benim söylediğimi yapması benim için yeterli gibi geliyordu. ( Ben herkesi oynatırım kardeşim..)
Yalçın abinin söyledikleri bugün kelimesi kelimesine aklımda.
O, oyuncu endeksli düşünüyor sen sistem endeksli….
"O bireysellikten maksimumu almak isterken, sen takımından maksimumu almaya çalışıyorsun."
Evet eskiden oyunculuk yaptığım için Yalçın abinin ne demek isteğini çok iyi anlamıştım.
Çalıştırdığım yıldız milli takım ile ilgili konuşmalarda iş biraz taktik varyasyonlara doğru gitmeye başladığında hemen benimle dalga geçmeye başlardı.
Çünkü, onun için önemli olan sahadaki en yetenekli ve en tecrübeli oyuncudan maksimum verimi almaktı.
Bu arada diğerlerinin de kulağına üç beş şey fısıldardı.
Daha sonra bu yöntemin, bir sinerji yarattığını ve kısa sürede ,takımın diğer üyelerinin de kendi özellikleriyle ( savunma, asist, ribaund. Vb. ) peşine takıldıklarını defalarca gözlemledim.
Böyle durumlarda, sizin harika düzenleriniz yerle bir oluyordu.
Bu nedenle Yalçın abi karışık varyasyonlarla pek ilgilenmezdi ( hepimizden daha iyi bildiğine eminim ) kişilerin performansını artırmak için çaba gösterirdi.
Ve o kişilerde ona maçları hatta şampiyonlukları kazandırırlardı.
Bu konuya girmişken bir basketbolcu abimden duyduğum ve size muhakkak anlatmam gereken bir hikaye var .
Tabii bu olayı bir altyapı takımı veya alt düzey ligde oyanan bir maç olarak düşünmeyin ,soyunma odasında basketbolu en az sizin kadar benim kadar birlen bir oyuncu gurubu olduğunu düşünün.
Milli takımımız devreyi rakip takımın "pivotunun" attığı sayılar ve aldığı ribauntlar ile geride bitiriyor .
Takımın bütün uzunları rakip pivotu tutmak için çabalamış ama BİR türlü rakip pivotu durduramamış.
Devrede takımın yedek kısalarından biri çıkıyor ( şimdi hayal etmek zor ) ve ben tutarım " diyor . Ve ikinci yarı ( o zamanlar henüz veriyorlar yok ) oyuncumuz pivotun, altından giriyor üstünden çıkıyor ve sinirlerini bozarak onu oyundan düşürüyor.
Ve bu yolla maçı kazanıyoruz.
Şimdi , çoğumuz böyle bir şeyin gerçekleşmesinin zor olduğunu düşünüyoruz ama, o oyuncunun tek gayesinin rakibi durdurmak olduğunu ve tüm dezavantajına rağmen bunu başarmayı düşünerek oyuna girdiğini düşünürsek çok da imkansız bir şey değil .
Çünkü normalde oyuncular maç içinde tek bir şeye odaklanmazlar ( Tabii hücum yetenekleri kısıtlı olan, ama rakibin en skorer oyuncusunu tutmak için oynayan oyuncular dışında ! ) onlar hücum düzenleri, savunma düzenleri gibi sayısız konuya odaklanırlar .
Aslında günümüzde böyle maç yöneten koçları görebiliriz.
Oyuncuyu inandıran ( veya inanmış oyuncuları kullanan ) ve diğerler oyuncuların onun peşine takılmasını sağlayan koçlar...
Bu felsefe için ya kendine inanmış oyuncuyu bulmak ya da potansiyeli olan bir oyuncuyu inandırmak gerekiyor.
Yakın zamanda Radoslav Simon için atılan bir twit çok hoşuma gitmişti
" Adeta mahallede tek pota maça terlikle katılan attığını sokan bir abi gibi"



Yorumlar
Yorum Gönder