Ana içeriğe atla

PARİS TAKIMININ AKIL ALMAZ BASKETBOLU NEREDEN GELİYOR




DAVID ARSENAULT 




Son günlerde basketbol meraklıları sürekli olarak Paris basketbol takımının hızlı oyununundan, Nadir Hifi 'nin pozisyonunu umursamadan tüm topları potaya atmasından bahsediyor. 


Bu konuyla ilgili onlarca hikaye anlatabilirim. Ancak yıllar önce okuduğum ve bu blogda "KAOSU KONTROL ETMEK" adı ile yayınladığım bir postun bir benzerini burada paylaşmak istedim. 


BİR BASKETBOL MERAKLISININ HİKAYESİ 


Bu NCAA III. Lig okulunun, ertesi gün I. Lig’den Drake ile oynayacağı maç öncesi hazırlıklarını anlatan bir yazı okuyordum. 

Grinnell beş maç oynamış, dördünü kazanmış ve maç başına 136 sayı ortalaması yakalamıştı. 

Rakipler ise maç başına 121 sayı atıyordu. Drake maçından önceki karşılaşmada Grinnell tam 83 üç sayılık atış denemişti.

Tahmin edileceği üzere Drake ertesi gün maçı 162-110 kazandı; fakat sonuç benim için neredeyse hiç önemli değildi. 

Hemen okulun internet sitesine girip daha fazla bilgi topladım ve erkek basketbolu sayfasını yer imlerine ekledim. Grinnell’in yeni bir taraftarı vardı.


Koç David Arseneault ve stratejisi hakkında öğrenebildiğim her şeyi öğrenmek istiyordum. 

Evet, bu sistem Paul Westhead’in 30 yıldan fazla süre önce Loyola Marymount’ta yaptıklarına benziyordu.

 Evet, her iki koç da buna “The System” adını veriyordu. Ve evet, her iki takım da daha önce çok az takımın yapabildiği şekilde beni kendine çekmişti.

Peki Grinnell College’ın “The System”i neyi farklı kılıyordu?

Bazı büyük farklar vardı. İşte Grinnell’in “The System”ini ayıran özellikler:

  • Pioneers sahada her yerde baskı yapıyordu. Tam saha, yarı saha, kenar çizgisi kenar atışları, dip çizgi kenar atışları… Fark etmezdi. Bu durum hem Grinnell hem de rakipleri için çok sayıda top çalma ve çok sayıda bomboş turnike anlamına geliyordu.

  • Her 35–40 saniyede bir beş farklı oyuncu değişmek üzere kenara geliyordu . Bunu maç boyunca yapıyorlardı ve her maçta düzenli olarak en az 15 oyuncu oynuyordu.

  • Ana hücum silahı olarak üç sayılık atışları arıyorlardı. O sezon I. Lig’de Mississippi Valley State maç başına yaklaşık 29 üçlük denemesiyle liderdi. Grinnell ise maç başına 61 üçlük atıyordu; kıyaslamak gerekirse Loyola Marymount, 1990’daki efsanevi Elite Eight yolculuğunda maç başına yaklaşık 23 üçlük denemişti.

Basketbolu oynamanın ne kadar çılgınca bir yolu. 

Ve inanılmaz olan şu ki Arseneault bu sistemi şampiyonluklar kazanmak ya da daha fazla maç kazanmak için geliştirmemişti. 

Kaybetmeyi biraz daha eğlenceli hâle getirmek için bu yolu seçmişti.

Arseneault 1989’da Iowa’ya geldiğinde Grinnell Pioneers arka arkaya 25 sezon kaybetmişti. 

Önceki iki sezonda toplamda sadece beş galibiyet almışlardı; Midwest Conference’da ise 1-27’lik bir dereceye sahiptiler. 

Yeni koçu zor bir görev bekliyordu. O dönemde Arseneault geleneksel bir koçtu ve takımları da sahada oldukça klasik oynuyordu.

“O günlerde kendimi sporda kötü olan her şey olarak tanımlamayı severim,” diyor, sevgiyle Coach A diye anılan Arseneault.


“Tek umursadığım şey kazanmaktı. Oyuncularımı korkutarak motive etmeye çalışıyordum. 

Her hatayı görür ve her hatayı düzeltmeye çalışırdım.”

Dört sezon boyunca oldukça meşgul olmuş olmalıydı. 

Her ne kadar 1991–92’de 11–11’lik dereceyle Grinnell’in kaybetme serisini sona erdirmiş olsa da, hem koç hem de oyuncular için deneyim hiç de keyifli değildi. 

Sahaya çıkamayan oyuncular zamanla başka şeylerle ilgilenmeye başladı ve kadro her sezon küçüldü. Unutmayın, bu III. Lig’di ve kimse burslu değildi.

Dört sezonun ardından Arseneault’un canına tak etti. Bir değişiklik yapmak istiyordu.

“Atletik direktörüme gidip ‘Farklı bir şey denemem lazım’ dedim,” diyor.
“O da ‘Devam et’ dedi.”

Böylece The System — en azından Coach A’nın versiyonu — doğmuş oldu.

“Mümkün olan en çılgın şeyleri yapmaya başladık,” dedi.


“Herkesin çalıştığından tamamen farklı olmak istedik. Bu bile kendimizi iyi hissetmemize yetiyordu.”

Sonuç olarak, 2002’de Iowa’daki pek bilinmeyen bir üniversite basketbol takımı hakkında okuduğum tek bir yazı, hayatımı tamamen değiştirdi. 

Spor yazarlığından bankacılığa, oradan öğretmenliğe ve koçluğa geçtim ve hiçbirini değiştirmek istemezdim.

Coach A da istemezdi.

“Her zaman yaratıcı değildim,” dedi.


“Bunu öğrenmek zorunda kaldım. 

Şimdi de başkalarına, üretirken korkusuz olmayı öğretmeye çalışıyorum. 

Kredi bana kalacaksa, başarısız olmaktan korkmamamızdır. 

Denedik. Olursa oldu. Sonucu dert etmedik.”

Bir şey mi kazandım?


Hayır Coach A… Her şeyi kazandım.

Teşekkür ederim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...