Yukarıdaki başlık, rahmetli Hurşit abinin sıkça kullandığı ve benim de her zaman çok sevdiğim bir cümle.
Hurşit abi, altyapıya kendini adamış; milli takımlarda ve kulüplerde başarılarla dolu bir koçluk kariyerinin ardından, çok sevdiği basketbol oyununu gençlere öğretmek için büyük bir özveriyle çalışmaya devam ediyordu. Onun için mesele sadece kazanmak değil, oyunu doğru şekilde öğretmek ve çocuklara basketbolu sevdirmekti.
Bu yazıyı kaleme alırken aklımda hep Hurşit abi vardı. Onu anmadan bu yazıyı yazmam mümkün değildi.
EKSEN
Birlikte çalıştığım bir grup oyuncunun büyük bölümü bugün profesyonel basketbol oynuyor; bir kısmı ise farklı nedenlerle bu yolculuğu yarıda bıraktı.
Sakatlıklar, akademik tercihler ya da kişisel kararlar nedeniyle basketbolu bırakanlar bir yana; “kesin basketbolcu olur” gözüyle bakılan bazı oyuncuların bu seviyeye ulaşamaması, altyapı basketbolunun en çok düşünülmesi gereken meselelerinden birini ortaya koyuyor.
Çünkü bu hikâyeler, yetenekten çok yönlendirme, beklenti ve çevresel etkenler üzerine önemli ipuçları barındırıyor.
Öncelikle altını çizmek gerekir ki basketbolda başarısız olmak, hayatta başarısız olmak anlamına gelmez.
Bu oyuncuların büyük çoğunluğu, karakter olarak sağlam, disiplinli ve hayata tutunabilecek bireylerdir.
VELİLER
Basketbolcu olmamalarının nedenlerinden biri, çoğu zaman sahadaki eksikliklerden çok, süreç içinde maruz kaldıkları yanlış yönlendirmelerdir.
Bugün geriye dönüp bakıldığında, hem oyuncuların hem de velilerin, başarısızlığın sorumluluğunu çoğunlukla antrenörlere ya da yöneticilere yüklediğini görmek zor değil.
Oysa altyapıda görev alan herkesin asıl sorumluluğu, yaşanan bu deneyimlerden ders çıkararak benzer yollardan geçen yeni oyuncuları ve ailelerini daha gerçekçi biçimde bilgilendirmektir.
Çevrenin çocuklara yaptığı en büyük kötülüklerden biri, takım arkadaşlarını birer rakip, antrenörlerini ise bu rakiplerin önünü açan kişiler gibi göstermesidir.
Bu bakış açısı, altyapı basketbolunun özüne tamamen aykırıdır. Çünkü bu seviyede amaç, bireysel yarıştan çok kolektif gelişim ve doğru rol paylaşımıdır.
Velilerin sıkça düştüğü bir diğer hata ise aynı fiziksel özelliklere ya da aynı pozisyona sahip iki oyuncuyu doğrudan kıyaslamaktır.
Oysa biri savunma yönüyle öne çıkarken hücumda sınırlı kalabilir, diğeri hücumda fark yaratırken savunmada geride olabilir.
KIYASLAMAK
Aynı pozisyonda birden fazla gelecek vadeden oyuncu varken, başka bir pozisyonda erken yaşta sivrilen tek bir oyuncu bulunabilir. Basketbol, bu tür denge ve ihtiyaçlar üzerine kurulu bir oyundur.
Yetersiz bilgiyle çocukları gerçekçi olmayan hedeflere yönlendirmek yerine, bu işi meslek edinmiş antrenörlere ve uzun vadeli gelişim planlarına güvenmek, oyuncuların yararına olacaktır.
Altyapıda asıl mesele, kısa vadeli kazanımlar ya da bireysel sıralamalar değil; doğru zamanda, doğru beklentiyle gelişim gösterebilmektir.
Kazanmak ve kaybetmek, altyapı basketbolunda nihai sonuçlar değil; uzun bir yolculuğun doğal parçalarıdır.
Asıl belirleyici olan, bu yolculukta çocuklara nasıl bir rehberlik sunulduğu ve onların bu süreçten ne öğrendiğidir.
Yorumlar
Yorum Gönder