Yeniden altyapıda antrenörlüğe başladıktan sonra, ilginç bir şey yaşadım, bize maç kazandıran, istatistikleri çok iyi olan genç bir oyuncu için “her şey iyi, güzel de çok çirkin oynuyor be kardeşim ,biraz dans etmesini öğrenmesi lazım” demiştim.
Bu laftan sonra yanımdaki genç arkadaşların bana anlamsızca baktıklarını hatırlıyorum.
Sanırım 1970’lerin ortalarındaydı, Spor Sergi Sarayı’na Avrupa Kupası için gelen Sinudyne adında bir İtalyan takımını seyretmiştim.
O zamanlar Amerikan dergilerine kolay ulaşamazdınız ama yabacı dergi satan kitapçılarda “Giganti Del Basket” adında bir dergiyi biraz pahalı olmasına rağmen sırf içindeki resimler için alabilirdiniz.
Ben de hiç tanımadığım oyunculardan oluşan bu takımın posterin odamın duvarına astığımı hatırlıyorum.
İşte o takımın, ismini hatırlamadığım bir Amerikalı oyuncusunun uzun kollarıyla tribüne giden topu çekip aldığı an ve ardından verdiği pas aklıma kazınmıştı, bu benim için sadece bir temel teknik hareketi değildi
Bu bir sanattı! ve bu sanatı da herkes icra edemezdi.
Bu arada belirteyim, hayatımda gördüğüm en iyi basketbol sanatçısı Paul Dawkins’di belki onu hatırlayanlar biraz olsun ne demek istediğimi anlamıştır.
İşte geçen akşam, Denzel Washington’un oynadığı He Got Game filmini seyrederken, bir sahnede, kahramanın oğluna “Earl the Pearl” olarak anılan efsane basketbolcu Earl Monroe’un hareketlerini adeta dans eder gibi anlattığı an bu hikâyeyi hatırladım.
Bu arada Youtube’dan bu oyuncuyu seyrederseniz bir fikir sahibi olabilirsiniz.
Yorumlar
Yorum Gönder