Ana içeriğe atla

FARK YARATMAK İÇİN




Açık konuşayım; hep aynı şeyleri yapmak yerine farklı olanı denemek beni her zaman daha çok heyecanlandırdı.

Çünkü biliyorum ki ilerleme, konfor alanında kalmakla değil, alışılmışı sorgulamakla başlıyor.

Ne var ki yeni bir yol denediğinizde, mevcut düzen içinde yer edinmiş insanların konumlarının sarsılması çok doğal. 

İşte asıl direnç de burada ortaya çıkıyor.

Bir düşünün…
Yıllarca size belirli kriterler verilmiş. Siz de o kurallara uyarak, emek vererek, mücadele ederek kendinize bir yer edinmişsiniz.

Sonra biri çıkıp şöyle diyor:
“Bu böyle gitmez. Yıllardır aynı şeyi yapıyoruz ve hep geride kalıyoruz. Artık bir şeyleri değiştirmek zorundayız.”

Ardından yeni kurallar geliyor:
“Bundan sonra herkes aynı çizgide değerlendirilecek. Geçmiş emekler için çok teşekkürler ama kusura bakmayın artık yeni bir sayfa açıyoruz.”

İşte tam bu noktada gerçek sınav başlıyor.

Belki bu değişimi minik takımda yaparsanız sorun yaşamazsınız. Yıldız takımda hafif bir dalgalanma yaratır. 

Ama genç takım seviyesinde… orada artık konfor alanı olanlar, ilk beşe yerleşmiş ama gelişimini belirli bir çizgide sürdüren oyuncular ve velileri rahatsız olacaktır.

İster kültür deyin ister ekol ister sistem…
Eğer bu anlayışı minik takımdan itibaren inşa etmiyorsanız, ileride mutlaka sert bir duvara çarpacaksınız.

Ve o duvarı aşmanın tek yolu var: kararlılık.

 

KÜLTÜR EKOL SİSTEM

Bir takımın ( KOÇUN ) gerçekten bir ekolü olup olmadığını nasıl anlarsınız?

 

Her sene…

·       En kötü gününde bile rakibini 70 sayının altında tutabiliyorsa,

·       En kötü gününde bile 80 sayı üretebiliyorsa…


70 sayının altında tutan takımlar oyunu kontrol eder. Sabırlıdırlar. Yarı sahayı yönetir, savunma disiplininden beslenirler.

80 sayı bulan takımlar ise tempoyu sever. Pres yapar, koşar, risk alır, oyunun nabzını yükseltir.

Şimdi kendinize şu soruyu sorun:

“Her şeyi duruma göre yapmak daha mantıklı değil mi?”

Evet… Mantıklı.

Ama tehlikeli bir şekilde normal.

Çünkü o noktadan sonra siz bir ekol inşa eden koç değil, duruma göre hamle yapan bir strateji koçu olursunuz. Ve rekabet ettiğiniz herkesle aynı çizgiye gelirsiniz.

Unutmayın:

Eğer oyununuzu belirli bir kimlikten çıkarıp tamamen “o ana uygun” hale getirirseniz, kazanmak için artık tek bir şeye ihtiyaç duyacaksınız:

Elde etmesi çok zor olan "daha iyi oyunculara."

Belki bu anlayışla ve elinizdeki ortalama oyuncularla büyük takımları arada sırada şaşırtabilirsiniz.

Ama her galibiyet ve her mağlubiyet gibi bunlar unutulur gider.

Ardınızda iz bırakamazsınız.  


 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...