Hepsinin kafasında daha önceden koçları, velileri, menejerleri ve dostlarının anlatmış olduğu NBA veya Süper lig ile sonuçlanan bir hikâye var.
Bu nedenle, bir iki yanlışını düzelttiğinizde, hemen savunmaya geçiyor ve sizi hedefine ulaşmasına mâni olan bir düşman gibi görüyorlar.
Tüm oyuncular aynı şevkle (düzen içinde) mücadele etmesi gerekirken, aralarından sadece bir iki tanesi mücadele edince çok büyük fark yaratıyorlar.
Ancak bu çocuklar agresifleşince kaçınılmaz olarak düzen dışına çıkıyorlar.
Bu da savunmanın dağılmasına ve hücumda hata üzerine hata gelmesine neden oluyor.
Basamaklayarak ilerlemek gibi bir düşünceleri yok.
Herhalde zamanla her şeyin hallolacağını ve sorunlarının ileride kendiliğinden çözüleceğini düşünüyorlar.
Başka takıma gideceğim, oradaki koç daha iyi, zaten bir iki sene sonra fizik olarak güçleneceğim kimse beni itip kakamayacak, ileride tüm şutlarım girecek, yeni koçum bana daha fazla güvenecek...
İstikrar; en büyük sorun, bir gün iyi oynayan ertesi gün iyi oynayamadığında şanslı günüm, şansız günüm gibi düşünüyor.
Şut ile ribaund, şut ile savunma, şut ile top kaybı arasındaki farkı algılayamıyorlar.
Her şey de olduğu gibi bunları da şansa bağlıyorlar.
Rasyonel yorum getirildiğine, onun yüzünden, bunun yüzünden oldu, ben de sorun yok, ben sadece şansızdım..
Örneğin, top elimden kaydı veya ayağım kaydı gibi ellerinde olmayan sebeplere bağlıyorlar.
İyi veya kötü alışkanlıklarından vazgeçmiyorlar.
Daha önce alıştıkları hareketleri uygulamak istiyorlar ve bu nedenle düzene uyum sağlamakta zorlanıyorlar.
Düzene uyum sağlamaya çalışırken yaptıkları top kayıpları veya kötü (pas şut) seçimlerinden sonra hatalarını telafi etmek için düşünmeden agresifleşiyorlar ve tekrar hata yapıyorlar.
Çok azı bunun yanlış olduğunun farkında. ( Özgür bunun farkında )
Sezon başlarken hızlı hücum, topu paylaşmak çabuk top kullanmak, agresif savunma kolay basket yememek gibi kırmızı çizgiler koyduk.
Çok top kaybetsek de şut yüzdemiz düşük olsa da bunlardan vaz geçmeyeceğimizi ve aynı yolda devam edeceğimizi söyledik.
Bunda ısrar edersek, üç dört ay sonra; aynı tempo ve aynı top paylaşımı ile daha az top kaybı yaparak, şut yüzdemizi yükselterek hücum edeceğimizi, savunmada ise aynı agresiflik ile çember altından kolay sayı yemeyeceğimizi.
Ve dış şutları ancak! el üzerinden kabul edeceğimizi konuştuk.
Geldiğimiz noktada önemli bir rakibe karşı kazandığımız bir maç, adeta her şeyi unutturdu ve adeta daha önceki alışkanlıklar ile maç kazanıldı düşüncesi yarattı.
Ardından yorgunluk nedeniyle hataların sayısı arttı.
Düşük yüzde düşük skor kötü şut seçimleri ile ana plandan uzaklaştık.
Bu yaşadıklarımızdan sonra, videoları seyrettiğimde göz ardı ettiğim çok önemli bir konuyu tespit ettim.
Her maçta Antrenmanda yaşamadığımız sertlikle baskı ve pres ile karşılaşıyoruz.
Ve antrenmanlarımızı buna göre düzenledik.
Eskiden savunma amacı ile yaptığımız tam sahadan birebir ikiye iki üçe üç gibi preslere karşı (bireysel ve takım olarak) hücum etme tekniklerini üzerinde durmaya başladık.
Topu almak, aldıktan sonra atak pozisyonu almak, arkamızı dönemeden ilerlemek, geri pas vermemek gibi somut kuralları devreye soktuk.
Yaklaşık üç dört antrenmanda çalışmalar ve toplantılarda bu kuralları vurgulayarak bayağı ilerleme kaydettik.
Şimdilik sorun çözülmüş gözüküyor, son oynadığımız bizden fizik olarak güçlü takıma karşı, deplasmanda oynadığımız maçta baskıya karşı çok iyi hücum ettik.
Bakalım istikrar sağlayabilecek miyiz?
Yorumlar
Yorum Gönder