Altyapıda Kazanmak mı, Oyuncu Yetiştirmek mi?
A takıma çıkan oyunculara baktığımızda ortak bir tablo görüyoruz:
Çoğu, altyapıda öğrendiği temel tekniklerin üzerine çok fazla yeni şey ekleyemiyor. Aslında bu bir sürpriz değil.
Oyuncular A seviyesinde, daha önce alıştıkları teknikleri antrenmanlarda ve maçlarda tekrar ederek netleştiriyor; gelişim, çoğunlukla derinleşme üzerinden ilerliyor.
Bu noktada altyapı koçlarının önünde iki temel yol var.
Kolay Yol: Sistemi Küçültmek
En yaygın ve en kolay yol şu:
A takımda oynanan hücum setlerinin hedeflediği opsiyonları, eldeki oyuncu grubuna uyarlamak.
Bu yaklaşım kısa vadede sonuç üretir.
Çünkü oyuncuların o anki beceri seviyeleri ve fiziksel kapasiteleriyle paralel gider. Kazanmak mümkündür, hatta çoğu zaman hızlıdır.
Ancak bu sistemler, oyuncunun potansiyelini genişletmekten çok, mevcut becerilerini kullanmaya odaklanır.
Zor Yol: Oyunu Öğretmek
İkinci yol ise çok daha zahmetlidir.
Tüm oyuncuların hem toplu hem topsuz oyuna katıldığı, farklı temel teknikleri deneyimlediği, hata yapmasına izin verilen bir yapı kurmak.
Bu yolda herkes oyunun içindedir. Herkes öğrenir.
Ama kısa vadede skor tabelası bunu ödüllendirmez.
İşte tam da bu yüzden bu yol çoğu zaman göz ardı edilir.
Bir Şut, Her Şeyi Değiştirir
Bir sayı öndeyken, rakibin orta sahadan attığı bir şutun çemberden geçip geçmemesi;
oyuncunun, koçun, velinin, yöneticinin duygularını geceyle gündüz kadar değiştirebilir.
Oysa gerçek şu:
Her iki senaryoda da maç aynı şekilde oynanmıştır.
Ama sonuca odaklanan gözler, yaşananları bambaşka görür. Kazanınca “doğru”, kaybedince “yanlış” olur her şey.
Altyapı Koçunun En Büyük Sınavı
A takımda mağlup olan bir koç, ertesi hafta oyuncu değiştirebilir.
Altyapıda ise böyle bir lüks yoktur.
Bu noktada birçok altyapı koçu panik düğmesine basar. Çözümü oyunda arar ama yanlış yerde… Oyuncu değiştiremedikçe, sürelerle oynamaya başlar.
En tecrübeli, en güçlü, en yetenekli oyuncular; iyi de oynasalar kötü de oynasalar maçın tamamında sahadadır. Diğer oyuncular ise oyuna girmek için dakikaların düşmesini bekler.
Bu andan sonra koçun bakış açısıyla tribündeki taraftarın bakış açısı arasındaki fark ortadan kalkar.
Ve ardından tanıdık cümleler gelir:
“Az oynattı.”
“Çok oynattı.”
“O neden girdi?”
“Bu neden girmedi?”
Bu tartışmalar başladığı anda, eğitim, gelişim ve uzun vadeli planlar çoktan rafa kalkmıştır.
Türkiye Gerçeği
Türkiye’de beş-altı yıllık bir altyapı koçunun, Amerika’daki gibi üç yıllık bir planla çalışabilmesi neredeyse imkânsızdır. Sabır yoktur. Zaman yoktur. Güven ise çoğu zaman sonuç tabelasına bağlıdır.
Bu yüzden geriye tek bir yol kalır.
Zor, yorucu ama gerçekçi bir yol.
İki Dünyayı Aynı Anda Yönetmek
Hem uzun vadeli oyuncu gelişim planını sürdürmek,
hem de sabırsız yönetici ve velilere kısa vadede istediklerini verebilmek.
Yani hem kazanmak, hem öğretmek.
Koçun “Siz bu işten anlamazsınız” diyerek kestirip atması da, dışarıdan gelen “Teoride biliyor ama pratikte zayıf” eleştirileri de çözüm değildir. Asıl çözüm; zaman kazanmak ve bu zamanı akıllıca kullanmaktır.
Bunun için zaman zaman A takımlarda maç kazanmak adına kullanılan küçük palyatif çözümlere, hatta bazı “cinliklere” başvurmak kaçınılmazdır.
Ama asıl mesele şudur:
Bu çözümleri araç olarak mı kullanıyorsunuz, yoksa amaç haline mi getiriyorsunuz?
Çünkü o çizgi bir kez aşıldığında, altyapı artık altyapı olmaktan çıkar. Kazanılır belki, ama oyuncu yetişmez.
Yorumlar
Yorum Gönder