Ana içeriğe atla

RUH – SOUL





Takım çok yorgun, üst üste iki mağlubiyet sonrası oyuncuları canlandırmak nerdeyse imkânsız. 

 

Maç öncesi konuşma.

 

Toplantı odasında oyuncuları bekliyorum; 

Tahta da RUH = SOUL yazıyor.

 

Soruyorum; "Soul Müzik" nedir nasıl yapılır, bir fikriniz var mı? 

İlk üç oyuncudan cevap yok, ardından gelen en iyi cevap; hafif müzik, ruhumuzu dinlendiren müzik türü 

 

Cevaplıyorum “hayır, ben size söyleyen kişinin durumunu soruyorum dinleyeni değil.”


Cevap yok: “Cevap ruhun derinliklerinden gelen bir müzik türü, duygu ile hissederek söylenir.”


Çok sevdiğiniz Rap müzikte öyle, ruhlarının derinliklerinden geliyor, ancak o kızgınlıkla söyleniyor  yani içlerinden geliyor.  

 

Oyunculardan birini ayağa kaldırıyorum.

 

Gel elimi sık diyorum, oyuncu çekingen bir şekilde elini uzatıyor ve gevşekçe elimi sıkarken gözlerini gözlerimden kaçırıyor. 

 

Bu diyorum, yeni tanışan veya birbirini tanıyan her insanın formalite icabı yaptığı bir hareket, hiçbir anlamı yok, adetten diye yapılıyor. 

 

“Bak” diyorum “uzat elini tekrar”, elini sıkı sıkı kavrıyor gözlerinin içine bakıyor, elini uzunca bir müddet tutuyorum. 

 

Ve ardından, bu el sıkma şekli ile senin elini sıkma şeklin farklı diyorum. 


Ben, bu yolla sana ulaşmak istiyorum, seni anlamaya çalışıyorum senin de beni anlamanı istiyorum. 

 

Bu gerçekten hissederek bir el sıkma, içimden geliyor senin de aynı duyguya sahip olmanı istiyorum. Diyorum.

 

Devam ediyorum; Bilmiyorum, artık zaman değişiyor, kimse kimseye güvenmiyor, kendinizi korumak için çekingen davranıyorsunuz.

 

Velileriniz haklı olarak sizi korumak için sizi böyle eğitmiş. 

Herkes kendini düşünüyor, kimse birlikte hareket etmenin avantajlarını yaşayamıyor. 


Sizin için herkes potansiyel düşman, her an dikkatli olmak zorunda olduğunuzu düşünüyorsunuz.  

 

 

Buraya gelmeden önce asansöre doğru yürürken benim geldiğimi gören bir arkadaşınız, benimle asansöre binememek için, numaradan bir işi var gibi yaptı ve kaçtı.


 Daha sonra gelen arkadaşınız kafasına kapüşonunu taktı ve asansörde arkasını döndü ve inene kadar yüzünü dönmedi.

 

Neden çekiniyorsunuz, ben sizi korkutuyor muyum, sizinle alay mı ediyorum ,size hakaret mi ediyorum?  

 

Çok mu kabayım çok mu korkutucuyum?  


Açıkçası öyle olduğumu sanmıyorum. 


Ancak siz insanlar ile iletişim kurmakta zorlanıyorsunuz birbirinizin arkasına saklanıyorsunuz.

 

 

Bence ön yargılarınız var. Çekinmenizin nedeni sizin düşünceleriniz değil, daha çok sizlere söylenenler gibi geliyor bana. 

 

 

Siz, seremoni sırasında neden eğlenerek gülerek birbirinizi itiyor, kakıyor, şakalaşıyor ve öyle sahaya çıkıyorsunuz?

 

Cevap yok. “Bence NBA ve NCAA de öyle yapıyorlar ve sizin de hoşunuza gidiyor, o yüzden onları taklit ediyorsunuz.” diyorum. 

 

Soruyorum ; “Bunun anlamı ne biliyor musunuz?”,” Bunun anlamı temas etmek, dokunmak hissetmek, herkesin birbirine kendini yakın hissetmeye çalışması demek, bu basit bir oyun değil, bu bir duygu paylaşımı. 

 

Hiç düşündünüz mü? 


Neden Amerikalı oyuncular zıplayarak göğüslerini birbirine çarptırır.

 

Neden kenardaki gösteri yapan kızlar aynı hareketleri yaparlar, neden aynı şeyi koro halinde söylerler? 

 

 Neden taraftarlar birlikte bağırır birlikte şarkı söylerler? 

İşte bu hep birlikte aynı şeyi hissetmek amacıyla yapılan hareketler. 

Bunun adına sinerji deniyor...

Bir arada olmanın verdiği fazladan güç....

 

Hep birlikte en son ne zaman bir şey yaptınız diye sormuştum.

 

Hiçbiriniz okul dışında buluşmamışsınız, üç kişi birlikte çay içmeye bile gitmemişsiniz. 

 

Halbuki birlikte bir şeyler yapma yaşındasınız. 

Bunu değerlendirmiyorsunuz. 

 

Birlikte ders çalışın, birlikte kavga edin, birbirinizi kollayın.

 

Bir araya gelince üç kişi, dördüncü kişi ile alay ediyor. 

 

Bahsettiğim bu değil.  

Bahsettiğim birlikte bir şeyler üretmek. 

Birlikte bir hedefe yönelmek.

Görüyorum, birlikte seviniyorsunuz ama birlikte üzülmüyorsunuz. 

Bence sorun burada. 

 

Suçlu aramak, “ben değil, o yaptı” demek, çoğunuzda alışkanlık haline gelmiş. 

 

Bugün hayatınızda değişik bir gün olsun. 

 

Bu maç kazanalım veya kaybedelim ancak birlikte hareket edelim, oynayan oynamayan herkes aynı amaç için, kazanmak için mücadele etsin.

 

Olur veya olmaz ama birlikte hareket edelim. 



NOT: Bu maçın sonucunu hatırlamıyorum ama sezon sonunda hep birlikte bir cafeye gidip resim çektirip bana yolladılar . 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...