Olay Amerika’da 10 yaş kategorisindeki çocukların oynadığı bir basketbol turnuvasında yaşanıyor.
Bir takım tüm rakiplerini yenmesine rağmen kurallar gereği final maçını oynayamıyor , sebebi bu yaş gurubunda her oyuncuya eşit süre verilmesi gerekirken , bahsi geçen takım kuralı ihlal etmiş .
Karar üzerine veliler çocukların eline pankartlar vererek durumu protesto etmek üzere sahaya iniyorlar.
Pankartlardan birinin üzerinde “Hiç yenilmedik ama final maçı oynamamıza izin verilmiyor “ yazıyor.
Makaleyi yazan kişi, konuya ilginç yönlerden yaklaşmış ; birincisi çocukların sivil protestoyu öğrenmeleri açısından bu davranışı gayet güzel buluyor.
( Tribünden beline kadar sarkıp küçük çocuklara ve hakeme küfür eden velilerle kıyaslarsak haklı da. )
Makalenin ikinci bölümünde ise yazar bahsi geçen kuralı masayı yatırıyor.
Becerebildiğim kadarıyla tercüme etmeye çalıştım :
Böyle hikayelerden sonra genellikle, yarışmanın dozajını düşürmenin gerekli olduğundan ve bunun için oyunculara eşit süre vermenin iyi olacağından bahsedilir.
Çocuklara kazanmanın ve kaybetmenin çok da önemli olmadığını önemli olanın yarışmaya katılmak olduğu anlatılmalıdır.
Çocuklara kazanmanın ve kaybetmenin çok da önemli olmadığını önemli olanın yarışmaya katılmak olduğu anlatılmalıdır.
Ama böyle bir yaklaşım acaba çocukların gelecekte yaşayacağı sorunları çözecek mi?
Bir de şu açıdan bakın; ilk okulda okuyan çocukların hepsi çalışmak için aynı süreye sahip olmalarına rağmen aralarından sadece bir tanesi matematik, tarih, İngilizce derslerinde birinci oluyor .
Lisede, sadece bir öğrenci okul birincisi olarak mezuniyet konuşmasını yapabiliyor.
Yine lisede tek bir öğrencinin projesi birincilik ödülünü alabiliyor.
Müzik ile uğraşan her talebe, örneğin trompet , keman gibi enstrümanlarını evine götürüp isteği kadar çalışabilmesine rağmen okulun orkestrasına giremiyor.
Her isteyeni okulun korosuna kabul etmiyorlar.
Her isteyeni okulun korosuna kabul etmiyorlar.
Bu makaleyi okuduktan sonra aklıma oğlum geldi .
Kerem henüz 10 -11 yaşlarındaydı , yakın arkadaşımın çocuklarıyla birlikte her hafta sonu antrenman yapmak için İTÜ salonuna götürürdüm.
Bir cumartesi günü basketbol oynamak istemediğini ve benimle antrenmana gelmek istemediğini söyledi.
Açıkçası şok oldum ancak hiç bozuntuya vermedim.
Kerem bir sene sonra okulda, müzik odasında gördüğü bir davulun başına oturmuş ve çalmaya başlamış.
Kapıdan geçen müzik öğretmeni tesadüfen onu duymuş ve çok etkilenmiş.
Öğretmeni bir gün bizi aradı ve Kerem’in bu konuda çok yetenekli olduğunu söyledi .
Bunu üzerine hemen evde kullanabileceği bazı enstrümanları aldık ve her gece sabaha kadar süren antrenmanlarına göğüs gerdik .
Ve Kerem şimdi müzisyen oldu.
Ve Kerem şimdi müzisyen oldu.
O yıllarda İTÜ takımda oynayan arkadaşlarımın çocuklarından bazıları yıldız bazıları genç takıma kadar yükselmelerine rağmen hiçbiri basketbolcu olmadı .
Ancak bugün çoğu birbirinden farklı konularda başarılı birer delikanlı oldular.
Veliler , lütfen basketbola bir de bu açıdan bakmayı deneyin.


Yorumlar
Yorum Gönder