Bizler ,yaşları altmışın üzerinde olanlar “eti senin kemiği benim” diyerek öğretmene veya antrenöre teslim edilen bir kuşağız.
Büyüklerimiz bizi elimizden tutup götürmese bile ,
( çoğunun umurunda bile değildi. ) kendi başımıza gittiğimizde nelerle karşılaşacağımızı bilirdik.
Çünkü hepimiz daha önce duymuştuk ki onlar,
“Tektir ile uslanmayanın hakkı kötektir ”lafını söylerken en ufak rahatsızlık duymayan bir kuşaktı.
Çünkü çoğunun dedesi için “falaka” ne kadar normal bir ceza ise onlar için de yanağa gelen bir şaplak o derece normaldi.
Taşrada bu anlayış devam ederken şehirlerde yaşayanlar bu etkili motivasyon aracını uzun süre terk etmedi , doçent , hatta profesör unvanına sahip kişiler bile bu konuda geri adım atmadılar .
O dönemde antrenörlerin otorite sağlamak için kullandığı yöntemlerden bazıları ; tokat ve tekme , küfür ve hakaret , alay etme , küçük düşürme ve meşhur Çin dirili , şınav ,mekik gibi sahada uygulanan cezalardı.
Henüz kayıt cihazları yaygınlaşmadan bu tarz motivasyonların sonunun yaklaştığını Amerika’da yaz kampında öğretmen olarak çalışan yeğenimden öğrenmiştim.
Kamptaki cocuklardan biri olmayacak bir istekte bulunuyor ve reddedilince yeğenime, “ eğer bana izin vermezsen seni müdüre şikayet ederim beni tartakladığını ve bana tokat attığını söylerim” diyor.
"özel ve ticari"okullardaki öğretmen ve
koçların ne kadar çaresiz kaldığını çok güzel anlatıyor.

Yorumlar
Yorum Gönder