Hatırlayabildiğim kadarıyla ilk defa Murat Didin, Ercüment Sunter ve takım arkadaşım Cem Gökçe’nin başlattığı ve şu anda dostluğumuzu sürdürdüğümüz bir çok koçun uyguladığı bu sistemde, klasik belirlenmiş görevleri üstlenen, belirli pozisyonlardaki oyuncular yerine sahadaki görevleri bölüşen yetenekli ve basketbol aklına sahip olan bir oyucu gurubu tercih ediliyordu.
Ben bu oyuncu gurubunu stajyer doktorlarların durumuna benzetiyorum, henüz talebeyken ailesi veya başkaları tarafından belirlenmiş bir ihtisas konusunu seçmek yerine, sahada görev alıp yetenekli olduğu konuya yönelenler gibi..
Böyle bir yaklaşım fizik olarak çok kısa veya çok uzun olmadığı takdirde oyuncuların tüm pozisyonlarda kendilerini göstermelerine izin veriyordu.
Onların düşüncesine göre, hem savunma hem de hücumda görevleri paylaşmak, kişilerin üzerinden yükü almaktı.
Aslında sistem biraz hücuma yönelikti, özellikle savunmada adam değişmek ve matchup zone yaparak rakibin bir çok hazırlığını boşa çıkarırken oyuncular enerjilerini savunmada çok fazla harcamıyorlardı.
Hücumda ise; genelde kısaların görevi olan, baskıya karşı top getirmek ve hızlı hücum organize etmek gibi işler gerekirse takım halinde paslaşarak ve cut ederek kolayca hallediliyordu.
Haluk ve Hüsnü her ne kadar üç numara olarak tanınsalar da üç pozisyonu oynayabiliyorlardı.
Ön sahada ise önce pas cut ve yer doldurmak ( replace ) ile Türkiye’de savunmaların alışık olmadığı bir hücum çeşidi ile hızlı hücumdan sayı bulunuyordu.
Bu hücum için oyuncuya önce belirli bir kulvar bilgisi veriliyordu. Daha sonra oyuncular serbest bir şekilde ,pas ve cut kullanarak, kolayca hücum ediyorlardı .
Her maçta hızlı hücum sonunda pota altından bomboş atılan basketler görebiliyordunuz.
Dengeli savunmaya karşı ise koçların planladığı “cinlikler” ile kullanılıyordu. "Biz daha ciniz ve rakibi kandırıyoruz" ana fikirdi.
Backdoor atmak, fake ile rakibi komik duruma düşürmek, hem bu işi planlayan koça, hem de oyunculara inanılmaz motivasyon sağlıyordu.
İkili üçlü kombinasyonların yanı sıra eşleşmede fark yaratacak olan oyunculara izolasyon yaptırmak da cinlikler sınıfına giriyordu.
Alper, bir, iki, üç numaraları oynarken, Kerem ise, üç, dört beş numaraları oynayabiliyordu.
Bu nedenle çoğunlukla bir ve beş numara pozisyonları dışında kalan diğer üç pozisyonda oynayabilen oyuncular, kolayca eşleşme problemi yaratıyorlar ve her geçen gün kendilerine güvenleri artıyordu.
Gökhan Üçoklar, ( 1976 ) Ankara ekolünden gelen ve üç pozisyonu da oynayabilen oyunculardan biriydi.
Başarı için gerekli olan iyi bir kısa veya iyi bir uzun değildi sadece yetenekli oyuncu gurubuydu.
Zaten bu oyuncu gurubunda herkes en iyi yaptığı şey ile ortaya çıkıyordu.
Rakip takımlarda çok kısa oyuncu varsa, bunu avantaja çeviren bir sistem uygulanıyordu.
Eğer çok özel bir oyuncu değilse, genelde kadrodaki kısa oyuncular maçın belirli anlarında kullanılıyordu.
İleriye doğru ve pas vermek amacıyla yapılan bu “limitli driplingler” sayesinde bazı oyuncular öz güven kazanmaya başladı ve belirli bir süre sonra icap ettiği takdirde, bildiğimiz klasik bir numaralar gibi oynadılar.


Fiziklerini ve yeteneklerini açık sahada kullanabilen bu oyuncuların arasında, arkası dönük oynayabilen Hakan Yörükoğlu ve daha ileri jenerasyonlarda Serkan Erdoğan , oyun kurucu olarak, Murat Evliyaoğlu ise skorer oyun kurucu olarak Milli takım kadrosuna girmeyi başardılar.


Serkan Erdoğan
Diğer pozisyonlarda ise bu sistem içinde ortaya çıkan oyuncular içinde Haluk Yıldırım, Hüsnü Çakırgil ,Alper Yılmaz, Tunç Girgin, Gökhan Üçoklar, Kerem Gönlüm'ü sayabiliriz.
Bu oyuncuların önemli bir farkı da kulüplerinde edindikleri alışkanlıkla daha özgüvenli ve daha rahat oynamalarıydı belki
de bu nedenle diğerleri kadar kontrol edilmeleri kolay değildi.







Yorumlar
Yorum Gönder