Hiç duydunuz mu bilmiyorum ama, insanlar İngilizce seviyesini anlatabilmek için “Garson ingilizcesi” tabirini kullanırlar.
Yıllar önce yurt dışında lisan öğrenimi için gittiğim okulda, müdürle ilk konuşmamdan sonra benim seviyemin son sınıf olduğunu söylemişti.
İlk derse girdiğimde şaşkınlıkla hiçbir şey anlayamadığımı, seviyenin benim çok üstünde olduğunu görünce çok şaşırmıştım.
Ancak bazı Afrika kökenli öğrenciler, kulak tırmalayan aksanlarıyla mükemmel İngilizce konuşuyorlardı.
Benim daha önce Amerikalı basketbolcularla konuşurken öğrendiğim Amerikan aksanlı garson ingilizcesi, o kısa görüşme sırasında müdürü aldatmıştı.
Size garip gelecek ama bu değerlendirmeyi basketbola uyarladığımızda akıcı ingilizceyi “top hakimiyetine” bezetiyorum.
Göze güzel gelen basketbolları ile kendini kabul ettiren o "elit oyuncu gurubunu" tenzih ederek konuya devam ediyorum.
Öyle oyuncular tanıdım ki, topu sol eline almadan A Milli takım seviyesine kadar yükseldiler.
Oysa her iki elini rahatlıkla kullanabilen dışarıdan hayran olduğunuz oyuncular A Milli değil kendi takımlarında bile yer bulamadılar.
Basketbol öyle bir spor ki, eğer diğerlerinden daha iyi şut atabiliyorsanız, daha çok ribaunt alabiliyorsanız, daha inatçı savunma yapabiliyorsanız, pas verebiliyorsanız, top hakimiyetinizin çok da iyi olmasına gerek yok.
Negatif yönü top kaybı olarak istatistiklere geçen, ancak pozitif tarafı istatistiklerde gözükmeyen, “dripling ile topu karşıya getirmek” , “baskıya karşı riskli paslar vermek” gibi hareketler bazı oyucular için çok da gerekli değil.
ACEMİ OYUNCUNUN İNANILMAZ İSTATİSTİKLERİ
Hiç aklımdan çıkmayan bir tecrübemi aktarmak istiyorum.
Yıllar önce Brisa kadın takımı antrenörüyken Amerika’dan bütçemize uyan bir oyuncu getirmiştik .
Gelen oyuncunun boyu belki eski pivotlarımız kadardı ama alışık olduğumuz kadar kilolu ( geniş ) değildi. Haliyle dört numara oynama ihtimali olmaması hem de geniş olmaması sebebiyle ribaund alamayacağını düşünerek ümitsizliğe kapıldım.
İlk deneme antrenmanında basketbolu yeni öğrenmeye başlamış acemi bir oyuncu gibi görünce menecerine, bu oyuncuyla yapmayacağımızı söyledim .
Ancak sözleşme yapmadan, iki gün sonra oynanacak turnuvada oynayabileceğini söyledikleri zaman, oyuncunun maç içinde neler yapacağını görmeye karar verdim.
Hiç unutmam “Migros” takımının Caferağa’da organize ettiği bir turnuvaydı.
Beklenmedik bir şekilde kazandığımız maçta ,o acemi ve zayıf pivot karşısındaki önemli uzunlara rağmen ( abartmıyorum ) 20’nin üzerinde ribaund ve 40’ın üzerinde sayı istatistiği yapmıştı.
Ama dışarıdan baktığınızda hala estetikten yoksun, seyrederken sizi rahatsız eden bir stili vardı.
O zaman Amerikalıların bahsettiği “ estetik hareketler, doğru zamanlamayla çok az çakışır “ gerçeğini anladım.
ADETA NBA OYUNCUSU
Bunun tam aksi bir örneği dört beş sene önce yaşadım .
İlk bakışta, (abartmıyorum) NBA’de oynayacak yetenekler sahip bir oyuncu, iki metreye yakın, inanılmaz top hakimiyeti olan ,çok rahat dripling yapan ,çok iyi bir şut stili olan, temek teknik olarak inanılmaz donanımlı ve atletizimi tartışılmaz takımdaki en iyi oyuncu.
Büyük beklentiler ile transferini yaptık .
Ancak çok geçmeden anladık ki , “oyunu bilmemek”, “neyi ne zaman yapacağını anlayamamak”, “unutmak” gibi handikaplardan dolayı bu göze güzel gelen hareketlerini kullanamıyor.
Ve tahmin edeceğiniz gibi çok vasat bir istatistikle seneyi geçirebildi.
Ve tahmin edeceğiniz gibi çok vasat bir istatistikle seneyi geçirebildi.
Ancak sorun şu iki ,sahada duruşu, ender olarak yaptığı bazı hareketler, size ve çevrenizdeki herkese o oyuncunun içinde hiçbir zaman dışarıya çıkmayan bir potansiyelin varlığını hissediliyordu.
Ama potansiyel bir türlü çıkmadı ve hala çıkmıyor.
Basketbolda kazanma ve kaybetmenin , her zaman estetik güzelliğin önünde olduğunu eski Yugoslav oyuncular ile yeni mezun amerikalı oyuncular karşı karşıya geldiğinde daha iyi anlıyorsunuz.


Yorumlar
Yorum Gönder