“Evde kal günleri"nde bloğum için bir yazı dizisi hazırlamaya karar verdim, konu ; Benim basketbola başladığım günlerde, ( az da olsa seyredebildiğim ) 1940'lı yıllarda doğan oyun kuruculardan ( oyunculuk yıllarımı ve antrenörlük hayatımın ilk yıllarını birlikte geçirdiğim ) 1960’lı yıllarda doğan oyun kurucularla ilgili.
Yazı uzadıkça, geçmişteki sistemler, ekoller ve daha birçok farklı konu aklıma gelmeye başladı ve bunları da yazıya ilave ettim.
Hikayemiz uzun bir zamana yayıldığı için ,büyük bir ihtimalle birçok değerli koç ve oyuncunun, bu konudaki çabalarını ve başarılarını unutmuş olabilirim.
Şimdiden onlardan özür diliyorum.
TÜRK BASKETBOLU ve OYUN KURUCULAR
Basketbola başladığım ilk yıllarda farklı bir oyun oynanıyordu. Sanırım basketbolu bana sevdiren de bu oyun tarzıydı çünkü koçlar daha az karışıyor ve kısalar oyunu domine ediyordu.
Bugün yaşları yetmiş beşin üzerinde olduğunu düşündüğüm aramızda olan ve olmayan birçok oyun kurucu hatırlıyorum. O zamanlar oyunu domine eden bu oyuncular, baş rolü çoktan kapmışlardı.
Örneğin Şengül Kaplanoğlu, benim idolümdü ve onu gibi dripling yapmak onun gibi drive etmek için çabalar dururdum.
Bu gün yetmiş yaşı civarında ve üstünde olan jenerasyonda ise bu miktar daha da artmıştı, örneğin; Galatasaray ve Beşiktaş’da size hiç düşünmeden dört tane dominant kısa sayabilirdim;
Nur Germen, Fuat Tahir , Hurşit Baytok , Fehmi Sadıkoğlu.
Bugün altmış ile yetmiş yaşının tam arasında olan benim jenerasyonum ise; bir önceki oyun kurucu abilerini seyretmiş hatta çoğu onlardan eğitim alarak yetişmiş oyunculardı .
Belki bu oyun kurucuların hepsi dominant değildi ama çoğunlukla skor yapıyorlar ve agresif oynuyorlardı Aytek Gürkan ,Ömürden Kısagün, Ahmet Kurt ,Candan Tekin, Osman Savran, Ali Limoncuoğlu Behçet Üner, Necati Güler ve aklıma gelmeyen bir çok oyun kurucu.







Bu kısaların arasındaki en farklı oyun kurucu ise Necati Güler’di.
Necati’yi yukarıda bahsettiğim oyunculardan ayıran en önemli özelliği diğerleri gibi saldırgan değildi ,diğerleri gibi çabukluğunu ve dripling konusundaki ustalığını kullanmak yerine, fiziğini kullanarak en agresif savunmalara karşı bile soğuk kanlı bir şeklide oyun kurabiliyordu. Boyunun da yardımı ile sahayı daha yukarıdan gördüğü için istediği yere kolayca pas verebiliyordu.
Bu dönemde Türkiye Ligine sesiz sedasız farklı bir oyun kurucu geldi. Nihat İziç. Türk pasaportuna sahip olduğu için hemen takımda kendine yer buldu.
Nihat, gösterişsiz ancak verimli oyunuyordu. Galatasaray’a geldiğinde takımın en tecrübeli kısasıydım ve antrenmanlarda İziç ile eşleşiyordum.
O antrenmanlar sırasında basketbolda işlerin artık eskisi gibi olmadığını anlamıştım.
Nihat'ın oyun tarzı Eczacıbaşı’nda oynarken antrenmanda eşleştiğim Necati’ye benziyordu, çok sert savunma yapıyor, hücumda ve savunmada vücudunu kullanıyordu. O zamanlar Amerikalılardan özellikle rahmetli Paul Dawkins’den gördüğümüz gibi atış sırasında geriye kaçmak yerine savunmanın üzerine doğru korkusuzca gidiyordu.
Bu jenerasyonun oyuncuları kariyerlerinin ortasına geldiğinde basketbolumuzda çok önemli bir değişiklik oldu, artık istatistik tutulmaya başlanmıştı.
Bence bu olay Türk basketbolunu derinden etkilemiştir.
Artık kısalar istedikleri kadar top kullanamıyorlardı. Düşük yüzdeyle top kullanan oyuncu ertesi gün tenkit ediliyor, o maç eskiden olduğu gibi unutulup gitmiyordu.
Eski istatistikler Yeni istatistikler
Aydan Siyavuş yeni jenerasyonun en önemli koçu olarak parlarken eskiden başına buyruk oynamaya alışmış tecrübeli kısaların bile elinden dizginleri almıştı .
Özellikle eski jenerasyon buna itiraz ediyor, sorunlar çıkarıyordu ama Aydan Siyavuş istikrarlı bir şeklide maç kazanmaya devam ettikçe basketbolumuz bir daha geriye dönüşü olmayacak bir biçimde değişiyordu.
Daha uzun boylu oyun kurucular tercih ediliyordu. Herkes Eczacıbaşı’ndaki Necati Güler gibi diğerlerinden daha uzun ve oyunu kontrol eden oyuncu kurucu arayışı içine girdi .
Artık oyun kurucular, gerekmediği takdirde skor yapmayacaktı ve bu konuda sorun çıkarsa daha az dripling yapan şutör iki numaralar tarafından çözülecekti .
Hatta Erman Kunter’in bile oyun kurucu oynadığı dönemler olmuştu.
Bir sonraki post da İTÜ oyuncu fabrikası ve Ankara da farklı bir basketbol konularına değineceğim.







Yorumlar
Yorum Gönder