Geçtiğimiz ay oynanan Eurobasket2007 Grup Eleme maçlarında alışılmışın dışındaki oyun tarzımız, bayan veya erkek, maçlarımızı takip eden tüm basketbol çevrelerinin yine ilgisini çekti.
Yapılan farklı yorumlarda, seyredilmesi zevkli bir oyun oynadığımız ve takımımıza çok uygun bir sistem seçtiğimizden bahsediliyordu. Bir bakıma mecburiyetten doğan bu oyun tarzını ortaya koyarken yaşadıklarımızı, aynı mecburiyetten dolayı takım kurmakta zorluk çeken antrenör arkadaşlarla paylaşmak istedim.
Bayan basketbolunu yakından takip edenler çok iyi hatırlayacaklardır; 2005 Avrupa Şampiyonası yaklaşırken aday kadromuzda bulunan dört oyun kurucumuz, kendilerini defalarca ispat etmiş kaliteli oyunculardı. Bu nedenle o dönemde herkes bize son 12 oyuncuyu tespit ederken çok zorlanacağımızı söylüyordu.
Aslında normal şartlarda, bir takımda dört tane oyun kurucunun bulunması pek karşılaşan bir durum olmamasına rağmen, biz o yılki kadromuza bu oyuncuların hepsini dahil ettik. Aslında bundan daha önemlisi, oynadığımız tüm maçlarda oyun kurucularımızın hepsini birbirine yakın sürelerde kullandık. O tarihten bu yana da, kadromuzda bu pozisyonu oynayabilen en az beş oyuncu bulunduruyoruz.
İlk zamanlar bu değişik kadro seçimi herkes tarafından yadırganmıştı. Önce Akdeniz Oyunları daha sonra ise Avrupa Şampiyonası’nda takımımızı izleme fırsatı bulanlar, oyun tarzımızı gördükten sonra, hem oyuncu seçimlerimizi hem de oyun sistemimizi iyice benimsediler.
Kanımca bunun en önemli sebebi A Milli Takımımızın, iki sene süresince bu oyun tarzını uygulayarak almış olduğu başarılı dereceler olmuştur.
Yapılan farklı yorumlarda, seyredilmesi zevkli bir oyun oynadığımız ve takımımıza çok uygun bir sistem seçtiğimizden bahsediliyordu. Bir bakıma mecburiyetten doğan bu oyun tarzını ortaya koyarken yaşadıklarımızı, aynı mecburiyetten dolayı takım kurmakta zorluk çeken antrenör arkadaşlarla paylaşmak istedim.
Bayan basketbolunu yakından takip edenler çok iyi hatırlayacaklardır; 2005 Avrupa Şampiyonası yaklaşırken aday kadromuzda bulunan dört oyun kurucumuz, kendilerini defalarca ispat etmiş kaliteli oyunculardı. Bu nedenle o dönemde herkes bize son 12 oyuncuyu tespit ederken çok zorlanacağımızı söylüyordu.
Aslında normal şartlarda, bir takımda dört tane oyun kurucunun bulunması pek karşılaşan bir durum olmamasına rağmen, biz o yılki kadromuza bu oyuncuların hepsini dahil ettik. Aslında bundan daha önemlisi, oynadığımız tüm maçlarda oyun kurucularımızın hepsini birbirine yakın sürelerde kullandık. O tarihten bu yana da, kadromuzda bu pozisyonu oynayabilen en az beş oyuncu bulunduruyoruz.
İlk zamanlar bu değişik kadro seçimi herkes tarafından yadırganmıştı. Önce Akdeniz Oyunları daha sonra ise Avrupa Şampiyonası’nda takımımızı izleme fırsatı bulanlar, oyun tarzımızı gördükten sonra, hem oyuncu seçimlerimizi hem de oyun sistemimizi iyice benimsediler.
Kanımca bunun en önemli sebebi A Milli Takımımızın, iki sene süresince bu oyun tarzını uygulayarak almış olduğu başarılı dereceler olmuştur.
Alt Yapı ve Kulüp Takımları İçin Sistem
Genel anlamda bu oyun düzenin erkek veya bayan, tüm alt yapı takımları için çok uygun olduğunu belirtmeliyim. Her zamankinden daha çok oyuncuya fırsat vermek ve modern basketbolun gerektirdiği hızlı oyun tekniğinin gelişmesini sağlamak bu sistemin en önemli avantajları. Özellikle kadro kurmakta zorlanan düşük bütçeli kulüp takımlarımızın milli takımımızda uyguladığımız sistemi kendilerine örnek almaları halinde bayan basketbolumuza yeni oyuncular kazandırmakla birlikte ayrı bir heyecan getireceklerini düşünüyorum.
Milli takımda çıkış noktamız, Avrupalı rakiplerimizin fizik üstünlükleri ile yarattıkları farkı kapatmak için, onları alışık olmadıkları bir oyun tarzına zorlamaktı.
Bunu yapmak için ülkemizde bulunan en agresif ve en iyi tekniğe sahip oyuncuları, kulüplerinde oynadıkları ve alıştıkları pozisyonları gözetmeksizin kadromuza dahil ettik. Bu oyuncuların çoğu 'kısa boylu' oyuncular idi. Biz bu oyuncularımızın başarı ile oynadıkları basketbolu tercih ettik.Takımımızda bulunan az sayıdaki uzun oyuncularımız da bu basketbola uyum sağlamak zorundaydılar.
Rakiplerimizin pek de alışık olmadıkları bu oyun tarzı, daha önce ve sadece maç sonlarında en çok beş dakika boyunca karşılaştıkları, “Tam Saha Press ve Hızlı Hücum”un maç geneline yayılması ve de maç içinde en az otuz dakika boyunca sürdürülmesi idi.
Bu oyun şeklinin üç önemli temel taşı var; birincisi çok çalışmak, ikincisi cesaret ve üçüncüsü kararlılık. Bu üç öğeden sadece biri bile aksarsa sistemi uygulamanız neredeyse imkansızlaşıyor.
Yüksek tempolu basketbolun başlangıç noktası savunmadır .Evet yüksek tempoda oynamak istiyorsanız rakipten top kapmalı, onları dengesiz atışlara zorlamalı ve alacağınız savunma ribaundları ile hızlı hücum yapmalısınız.
Ancak dikkat etmeniz gereken en önemli nokta “oyunu hızlandırmak” düşüncesini hiçbir zaman aklınızdan çıkarmamaktır. Antrenmanlarda çalışmalarınızı bu yönde yaptığınız için sizi yavaşlatacak her türlü engel sorunlarınızın büyümesine yol açabilir. Örneğin yenilen çok kolay bir sayı sonrasında, oyuncularınız başta olmak üzere herkes demoralize olacaktır. Ancak sizin ve oyuncularınızın yapılan savunma hatasına takılıp kalmanız halinde, sistemimizin birinci şartı olan oyunu süratlendirmeyi göz ardı etmiş olursunuz .Tabi ki savunma hatalarını tespit edip, kolay sayılar yememek için antrenmanda çalışmanız gerekecektir. Bununla birlikte böyle bir basket yendikten sonra, topun hızla oyuna sokulması ve yapacağınız süratli bir atak, sisteminizin devamını sağlamak için hayati önem taşımaktadır.
Yukarıdaki örnekten de anlayacağınız gibi milli takımda oyuncularımız yapılan savunma hatalarına rağmen maçın temposunu istediğimiz seviyeye çıkarmak için duraksamadan oyuna devam etmekte ve bunun için hiç ara vermeden koşmaktadırlar. Maçı istediğimiz tempoya ulaştırdıktan sonra ise, önceden tasarladığımız ve uzun süreli çalışmalar ile alıştığımız, oldukça geniş sınırlara sahip savunma ve hücum şablonlarının içinde özgürce hünerlerini gösterirler.
İnglizce adı ‘Transition’ olarak bilinen Türkçe olarak ‘Geçiş Basketbolu’ diyebileceğimiz bu oyunu uygulamak kadar, yorumlayabilmek de zordur. Dışarıdan bakıldığında, yenilen basket sonrası oyuna çabuk devam etmeniz, yani savunmadan hücuma hızlı geçmeniz, izleyenlerin çoğunda savunmaya yeterli önemi vermiyormuşsunuz gibi fikir oluşturur. Ancak kaçırdığınız bir basket sonrasında geriye koşmadan, adamlarınızı rakip sahada bulup, hemen savunmaya başlamanız bile bu düşünceyi kolaylıkla değiştirmez.
Hatta basketbol seyircisi, savunmanın beşinci saniyesinde rakibi hataya sürüklemenizi veya rakip pota altında top kaparak attığınız çabuk bir basketi, savunma başarısı olarak düşünmez. Genelde seyirci için düşük tempoda oynan maçlarda rakibe 24 saniye atış şansı vermemek, skorun düşük olması savunmanın ön planda olduğu izlenimini verir. Bu nedenle bu sistemi uygularken alacağınız tenkitlere hazırlıklı olmanız ve kararlılığınızı sürdürmeniz gerekecektir.
Bu oyun tarzının en bizim için önemli yanı, yüksek temponun getirdiği yorgunluktan dolayı, zorunlu olarak ortaya çıkan paylaşma gereksiniminin, takımımızda kısa bir süre sonra keyifli bir dayanışma haline gelmesi oldu.
Aslında günümüz basketbolunda ben yerine biz kelimesini kullanmak çok kolay olmuyor. Bunun için uzun süre birlikte olmak, birlikte yorulmak, birlikte mücadele etmek, bir çok şeyi paylaşabilmek gerekli. Aslında biz kulüp takımlarına göre süre konusunda pek şanslı sayılmayız, bununla birlikte sanırım birlikte yorulmanın getirdiği avantajı en iyi şekilde kullanarak, bunu telafi ediyoruz.
Takımın oyun şekli, hücum ve savunma şablonları o kadar açık ve anlaşılabilir ki; kötü performans gösterdiğimiz antrenmanlar veya kötü maç sonuçlarından sonra yapılan toplantılarda, oyuncularımızın hatalarını anlamaları için sadece istatistiklere göz atmaları yeterli oluyor. Kişisel performanslardaki inişler ve çıkışların o oyuncularımızın yaşadıkları mental ve fiziksel sorunlara bağlı olduğu herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabiliyor. Bu da oyuncularımızın üzerinde, kısa sürede toparlanmaları için yeterli baskıyı oluşturuyor.
Takımımıza sonradan katılan oyuncularımızın adaptasyonu başlangıçta pek kolay olmuyor… Klasik düzene alışan oyuncular yapılan toplantılarda genel felsefeyi farklı bir taktik gibi algılıyorlar. Daha önceki tecrübelerime bakınca, birlikte yaptığımız antrenmanlardan sonra geçmişte oynanan maç kasetlerini, yeni oyunculara izletmenin adaptasyon sürecini kısaltmak için çok yararlı olduğunu söyleyebilirim.


Yorumlar
Yorum Gönder