José Saramago'nun Mızraklar, Tüfekler romanında, eski bir muhasebeci yeni bir organizasyondan iş istemeye gider.
Genç bir arkadaşı ona önemli bir tavsiyede bulunur: Müdürle konuşurken sakın “Eskiden böyleydi” diye anlatma.
Eskiyle yeniyi karşılaştır, ama asıl olarak ikisini nasıl bütünleştirebileceğinden söz et. Bunun çok daha etkili olacağını söyler.
Bu söz nedense aklımda kaldı.
Çünkü bugün geçmişte yaşadığım bir olayı anlatırken amacım eski günleri özlemek değil. Tam tersine, o günlerden öğrendiklerimi bugünün basketboluna ve yeni nesil oyunculara ne ölçüde aktarabileceğimizi düşünmek.
Spor Sergi Sarayı henüz 17 yaşındayım Amerikalı antrenör Fenerbahçe maçında beni oyuna sokmuştu ve ertesi sabah bir gazetenin spor sayfasında bu fotoğrafı gördüm.
Soldan sağa, Cihangir Sonat, yüzü dönük 6 no bendeniz, arkası dönük 6 no rahmetli Halil hoca ve Willie Williams.
BUNUN SAHADA NE İŞİ VAR ?
Yıllar önce, henüz 17 yaşındayken beni Galatasaray A Takımı'na aldılar. O zaman takımda sadece bir yabancı oyuncu vardı ama koçumuz Amerikalıydı.
Hazırlık döneminde çok iyi çalışmıştım. İlk lig maçımız Fenerbahçe'ye karşıydı. Salon inanılmaz kalabalıktı. Amerikalı koç herkesin hayretli bakışları altında beni oyuna soktu.
Gerçekten hiç de fena oynamıyordum.
Ancak tribünden gelen bazı tecrübeli abilerin, “Bunun ne işi var sahada, çıkarın!” şeklindeki tepkileri koçun kulağına gidince beni oyundan çıkardılar.
O günden sonra tam üç yıl boyunca maçlarda sadece garbage time denilen kısa sürelerde oynadım. Asıl gelişimim ise antrenmanlarda oldu.
Üç yıl sonra Galatasaray'ın en önemli oyuncularından biri oldum. Basketbolu bırakmadan önceki son üç sezon takım kaptanlığını yaptım.
Yıllar sonra bugün, genç bir oyuncunun BGL'den sonra ne yapması gerektiğini düşünürken bu deneyimim aklıma geldi.
Bu kez soruyu AI'ya sordum.Bu kez soruyu AI'ya sordum.
Soru:
U18 BGL'den çıkan genç bir oyuncu için ( Eğer yurt dışına gitmek olasılığını çıkarırsak ) iki seçenek var.
Birincisi, TBL'de iki yabancı ve BSL'de oynamayan tecrübeli Türk oyuncularla birlikte oynayabileceği bir takım.
Ancak burada süre almak kolay değil. İkincisi, yedi yabancılı bir BSL takımında sadece antrenman yapmak. Hangisi daha akıllıca?
AI:
İlk bakışta TBL'de oynamak daha doğru gibi görünüyor. Genç oyuncunun maç oynaması, sorumluluk alması ve hata yaparak öğrenmesi önemli.
Soru:
Ama TBL'de tecrübeli Türk oyuncuların genç oyuncuyu küçük görme veya işler kötü gittiğinde günah keçisi yapma ihtimali yok mu?
Üstelik genç oyuncunun düzenli süre alacağının da garantisi yok.
BSL'de ise daha fazla yabancı oyuncu ve belki yabancı bir antrenör var. Oyuncular genç oyuncunun yaşına bakmadan gerçek profesyoneller gibi çalışıyor.
İki takım arasında gidip gelmek de mümkün değil. Birini seçmek zorundayız.
AI:
Bu bilgilerle benim tercihim değişir: BSL takımında antrenman yapmak.
Çünkü genç oyuncu burada yaşına bakılmadan profesyonel oyuncularla aynı standartta çalışmak zorunda kalır.
Yüksek tempo, fiziksel mücadele, hızlı karar verme ve profesyonel çalışma alışkanlıklarını her gün yaşar.
TBL'de ise “oynuyor olmak” tek başına yeterli olmayabilir.
Eğer koç tecrübeli oyuncuların etkisi altında kalıyorsa ,oyuncu güvenilmeyen bir rolde oynuyor, hata yapmaktan korkuyor ve süre bulmakta zorlanıyorsa, bunun gelişim değeri sınırlı kalabilir.
Soru:
Yani genç oyuncunun maç oynamasından vazgeçip BSL antrenmanını mı tercih ediyorsun?
AI:
Evet, bu iki seçenek arasında tercih yapmak zorundaysam.
Çünkü BGL'de zaten kendi yaş grubuyla maç oynadı. Bundan sonraki aşamada onun ihtiyacı biraz da yaşına bakılmadan profesyonel kabul edildiği bir ortamda çalışmak.
Belki de genç oyuncu için en öğretici ortam, kimsenin onun genç olduğunu önemsemediği ortamdır.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder