KEDİCAN'ı yazdıktan sonra birkaç arkadaşımın ısrarı ile ikinicisini de yazmaya başladım ancak araya bazı işlerim girdi ve devam edemedim. PC 'de dolaşırken bu notları buldum ve sizinle paylaşmak istedim. Orada duracağına burada dursun....
Sezonun son antrenmanı bittikten sonra Aleaddin abi beni odasına çağırdı ve elime kapalı bir zarf tutturdu ,ardından bana; " Bu zarfı eve gittiğin zaman babanın yanında açacak ve mektubu öyle okuyacaksın ,ona göre" dedi.
Aslında ilk aklıma gelen, Alaeddin abinin benim sezon içinde yaptıklarımı özetleyen ve hakkımdaki fikirlerini içeren bir mektubu babama yolladığıydı.
Eve geldikten sonra heyecanla TV başında KSK'ya maçını bekleyen Nihat amca ve babamın yanına koştum ve cebimde iyice buruşmuş olan zarfı çıkararak onların meraklı bakışları altında açtım.
"Bu mektubu Alaeddin abi verdi, size okumalıymışım " dedikten sonra dikkatimi çeken şey mektubun üzerindeki TBF damgası oldu, heyecanım bir kat daha arttı.
Ve ellerimin titremesine mani olmakta zorlanarak bu kısa notu okumayı başardım, " U 14 Türk Milli Takımı kadrosuna seçildiniz " 08 Haziran tarihinde saat 19.00 da eşyalarınızla Kadıköy Spor Salonunda bulunmanızı gerekiyor. Başarılarınızın devamını dileriz." Yazıyordu .
Hayatımda ilk defa sevincimden gözlerim doldu babamın ve Nihat amcanın üzerine atladım ve tüm gücümle onlara sarıldım. Kahkahalarım arasında gözlerimden bir iki damla yaş aşağıya doğru süzüldüğünü hatırlıyorum.
Bu arada sesleri duyan annem odaya girdi ve şaşkınlıkla bize baktı.
Nihat amca anneme; " Şu senin oğlun var ya, daha ikinci senesinde, hem beni hem de kocanı geçti " dedi.
SEZON
Sezonun sonuna doğru tüm takım ne yaptığımızı bilerek oynama başlamıştık, artık koçumuzun bizden istediklerini biliyorduk; ne zaman pas vereceğimizi, ne zaman şut atacağımızı , ne zaman hızlı ne zaman yavaş oynayacağımızı öğrenmiştik.
Savunmadaki eksik taraflarımızı biliyor ve birbirimize yardım ediyorduk.
Herhangi bir sorun yaşadığımızda koçumuz mola alıyor ve nelerin yanlış gittiğini söyleyerek bizi uyarıyordu.
Mola dönüşünde birbirimizle konuşup arkadaşlarımıza neler yapmamız gerektiğini tekrarlıyor ve koçumuzun söylediklerini anlamayan arkadaşlarımıza yardımcı oluyorduk.
Eskiden TV de maç seyrederken oyuncuların birbirlerine sarılıp ,gizli gizili ne konuştuklarını merak ederdim.
Böylece Amerikalıların huddle dedikleri şeyin ne olduğunu öğrenmiş oldum.
Koçumuz bu hareketi alışkanlık haline getirmek için kendi aramızda yaptığımız maçlarda sık sık tekrar ettiriyordu.
En çok güldüğümüz olay da, takıma yeni katılan Kurt Ali'nin bir casus gibi rakip takım toplanınca gizlice aralarına karışmasıydı.
Koçumuz bize, maç sırasında hem koçların hem de oyuncuların sakin kalmasının zor olduğunu, bunun için uzun uzun konuşmak yerine farklı bir lisan kullanmamız gerektiğini söylemişti.
Örneğin bizim koçumuz diğerleri gibi sürekli "sakin sakin" veya "çabuk çabuk "demek yerine bahsettiğim lisanı kullanarak bizi uyarıyordu.
Savunmada geçilirsek "kol mesafesi", adamımız potaya yakın top alınca " top ben adamım " diye bağırırdı.
Bir akşam babamla TV 'de bir maç seyrederken, bir savunma hatasından sonra "kol mesafesini ayarlayamadı baba", diye yorumladım.
Babam" o ne demek" dedi.
Ben de "savunma hücuma belirli bir mesafede durmalı ki, hücum harekete başladığında karşılık verebilsin" dedim.
Babam "aferin" dedi .
Sonra gülerek ; bizim antrenörümüz Koray abi buna "jeton mesafesi " derdi, yani "jetonun düşmesi için gereken zaman."
Otobüs yolculuklarında bol bol sohbet etme imkanı oluyor. Yine uzun bir yolculuk sırasında Ünal bana Güneş Sedat'ın hikayesini anlattı .
Ben gelmeden bir sene önce, yaz çalışmaları başladığında, koçumuz oyunculara hafta sonu bir gün izin vermiş ve kesinlikle plaja gitmeyin demiş.
Pazartesi sabahı takım toplandığında Sedat'ın yüzü kıpkırmızıymış koç bu duruma çok bozulmuş ve " Sedat ben size plaja gitmeyin demedim mi ? diye sormuş, Sedat'da koç ben plaja gitmedim balkonda yandım deyince herkes gülmekten yerler yıkılmış.
Önce hiçbir şey anlayamadım ve saf saf sordum "neden öyle gülmüşler ki ? " diye.
Çok fazla güneşte kalmak insanın enerjisini alırmış.
Siz siz olun, antrenmanlar sırasında güneşlenmeyin güneş altında fazla kalmayın.
TEMEL TEKNİK
Basketbolda her şeyin başı temel teknik bunları herkes biliyor ancak herkesin temel tekniği o kadar iyi değil. i
Bunun sebebini Alaeddin abi anlattı.
Doğru bilgi, çok tekrar, çok prova.
Öncelikle yanlış edinilen bir alışkanlığı değiştirmek sıfırdan bir alışkanlık edinmekten çok kolay. Koçumuzun bize öğrettikleri her ne kadar temel bilgileri içerse de o her gün gün değişen ve gelişen basketbolu takip ediyor.
Bize Kaşıkla pas denilen ( Scoop pass ) dripling üzerinde tek elle verilen pası öğretirken durdu ve " Eğer rahmetli Rüştü abi bunu görseydi kulaklarımdan çekerdi " dedi. Ardından " biliyor musunuz çocuklar basketbol eskiden çok daha yavaş oynanırdı, koçumuz bize pas verirken ve ribaund alırken topu iki elimizle tutmamızı söylerdi, ama basketbol şimdi öyle süratlendi ki, bazen tek elle pas vermezsiniz bir daha hiç pas veremiyorsunuz ,beş saniye oluyor" dedi.
Biliyorsunuz driplingi kestiğiniz zaman üzerinizde savunma varken topu en çok beş saniye tutabiliyorsunuz.
Bu yüzden çabuk ve doğru pas vermek için çok sık antrenman yapmalısınız.
BASEBALL PAS:
Bir gün, her antrenmanın başında olduğu gibi yeni bir temel teknik öğrenmek amacıyla potanın altında toplandık.
Ve koçumuz Güneş Sedat'ı yanına çağırdı "al şu topu tek elle atabildiğin kadar uzağa at" dedi.
Sedat topu aldı ve disk atar gibi savurdu.
Aman tanrım, top önce tavanadaki lambaya çarptı ve yıllardır temizlenmeyen tozlar havada da uçuşurken, top bu defa yan taraftaki büyük kapıya yöneldi ve gözden kayboldu.
Kısa süren sesizliğin ardından Ünal'ın patlayan kahkahası ile herkes gülmeye başladı, gülmekten yerlere kapaklananlar bile var, ama koçumuzun suratındaki ciddi ifade değişmedi o hala gayet ciddi, bu defa eline başka bir top aldı ve Sedat'a doğru uzatırken, "hadi bunu karşıdaki panyaya çarptır " dedi.
Sedat topu aldı ve bütün gücüyle yine savurdu, top bu defa karşı köşedeki büfenin hemen yanında duran Rıza amcanın kafasının hemen yanından geçti.
Rıza amca ne olduğunu anlayamamış hayretle Sedat'a bakarken, koçumuz bize döndü ve "çoğu oyuncu bu atış şeklini baseball pas sanıyor, ama değil" dedi.
Hatta NBA 'ya giden Türk oyuncusu maçta böyle bir pas atınca, takımın yıldızı La Baron bile ona ,"bu ne garip bir pastı" diye sormuştu.
Baseball pas isiminden de anlaşılacağı gibi, Baseball sporu yaparken kullanılan bir atış, topu hem hızlı ,hem de isabetli olarak atmak için kullanılıyor.
Topun, belirli bir noktaya gitmesi için nişan almak gerekir ama topu böyle yandan savurarak nişan alamazsınız,
o nedenle topu muhakkak kafanızın arkasından ve dirseğiniz düz olarak nişan alıp atmalısınız dedi.
Bu arada Sedat'a dönüp " Sedat yahu sen gerekten çok güçlüymüşün ama unutma "kontrolsüz güç güç değildir."
Bugüne kadar bu mesafeden Rıza amcayı tehdit eden bir atıcı görmemiştim, ama durum anlaşıldı bugünden sonra bir kazaya izin vermemek için bu çalışmayı artık açık sahada yapmakta yarar var" dedi.
YORUMLARINIZI BEKLİYORUM...
Yorumlar
Yorum Gönder