Ana içeriğe atla

KUPA MI YOKSA HAVAYA KALDIRIRKEN HİSSETİRDİĞİ Mİ?


Genç Sporculara Bir Yol Haritası

Spor dünyasında hepimize bir hedef seçmemiz söylenir: "Bir gün şampiyon olmak, profesyonel sözleşme imzalamak ya da zirveye çıkmak." Bunlar somut ve kolayca ölçülebilen hedeflerdir. 

Ancak sadece bu hedeflere odaklanmak, sizi çok önemli bir gerçekten mahrum bırakabilir.

Asıl sormanız gereken soru şudur: Sizi harekete geçiren şey hedefin kendisi mi, yoksa o hedefe ulaştığınızda hissedeceğiniz o eşsiz duygu mu?

İşte tam bu noktada Hedef ile Rüya arasındaki fark ortaya çıkar.

Hedef ve Rüya Arasındaki Çizgi

  • Hedef somuttur: Bir kupayı havaya kaldırmak, maçı kazanmak ya da bir ödül almaktır.

  • Rüya ise soyuttur, bir hissiyattır: O kupayı kazanırken takımınızın ulaştığı o "en iyi halini" görmenin gururu, sahada her şeyinizi ortaya koyup savaşmanın verdiği o saf tatmin duygusudur. Hedefin arkasında yatan asıl büyü, o yolculuğun size nasıl hissettirdiğidir.

Büyük Yanılgı: "Kazanınca Her Şey Değişecek"

Birçok genç oyuncu, somut bir hedefi gerçekleştirdiğinde hayatının ve hislerinin sihirli bir değnekle tamamen değişeceğine inanır. "Eğer o şampiyonluğu kazanırsam, aniden kendimi dünyanın en değerli, en harika oyuncusu gibi hissedeceğim" diye düşünürsünüz.

Gerçek şu ki: Yanılıyorsunuz.

Eğer o şampiyonluğu kazansaydınız, elbette o an çok mutlu olurdunuz. Ama ertesi gün uyandığınızda, tıpkı bir gün önceki siz olarak uyanacaktınız. 

Bir kupa veya madalya, size bir gecede harika bir takımın parçası olma ruhunu veya kendi değerinizi tepeden tırnağa hissettiremez. 

Sizi değerli kılan şey skor tabelasındaki sayılar değil, o hedefe yürürken inşa ettiğiniz karakter ve sahaya koyduğunuz ruhtur.

Genç Oyunculara Tavsiye: Hissiyata Odaklanın

Sevgili genç sporcular; Sizi o hedefe ulaştıracağını düşündüğünüz dışsal ödüllere değil, hissetmek istediğiniz o derin duyguya odaklanın.

Her gün antrenmana çıkarken, sadece bir maçı kazanmayı değil; takım olarak bir bütün olmanın, sınırlarınızı zorlamanın ve sahada her şeyinizi vermenin rüyasını yaşayın. 

Çünkü madalyalar zamanla tozlanır, şampiyonluklar arşivlerde kalır; ama sahada en iyi halinizle mücadele ederken hissettiğiniz o "rüya gibi anlar" ömür boyu sizinle kalır.

Unutmayın: Ertesi gün yine kendinizle baş başa kalacaksınız. Bu yüzden yolculuğun kendisine aşık olun, sadece varış noktasına değil.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...