Ana içeriğe atla

JOHN WOODEN


 


 

Aşağıdaki konuşma, efsanevi basketbol koçu John Wooden’ın hayat, karakter, çalışma ahlakı ve mutluluk üzerine en bilinen görüşlerinin bir özetidir. 

En çok vurguladığı fikir ise şudur:

“Başkalarından daha iyi olmaya çalışma; olabileceğinin en iyisi olmaya çalış.”

 


"Özellikle öğretmeye çalıştığım bir ilke vardı: 

Her günü kendi şaheseriniz haline getirin."

 

Bunu öğretmenlik yaptığım her alanda uygulamaya çalıştım. İster İngilizce dersi veriyor olayım ister basketbol, beysbol, tenis ya da başka bir spor öğretiyor olayım, hep aynı şeyi vurguladım:

 

Her günü bir şaheser haline getirin.

 

Dün geçti gitti. Onun hakkında yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Asla değişmeyecek. 

Yarın ise henüz gelmedi. 

Yarın üzerinde sahip olduğunuz tek etki, bugün yaptıklarınızdır.

 

Gerçekten önemli olan tek gün bugündür. Bu yüzden her günü bir şaheser haline getirin.

 

Büyük gelişmeler beklemeyin. 

Her gün sadece biraz daha iyi olmaya çalışın. 

Ama her gün yapılan o küçük gelişmeler zamanla büyük bir birikime dönüşür.





 

Soru: Böyle bir kariyere dönüp baktığınızda ve bu mesleğin size kazandırdığı ödülleri düşündüğünüzde, nereden başlarsınız?

 

Cevap: Evden başlarım. Annem ve babamdan.

 

Onlar bana ve kardeşlerime hiçbir zaman başkalarından daha iyi olmaya çalışmamayı, fakat olabileceğimizin en iyisi olmaktan da asla vazgeçmemeyi öğrettiler.

 

 

Bir gün torunlarımdan biri ve eşi, benim büyük torunlarımdan biriyle birlikte bir Çin restoranında yemek yiyorlarmış. 

Çocuk kendisine verilen şans kurabiyesini açmış ve içinden şu söz çıkmış:

 

“Hızlı ol ama acele etme.”

 

 

Soru: İnsanların sizin hakkınızda ne söylemesini ve sizi nasıl hatırlamasını isterdiniz?

 

Cevap: Sanırım her şeyden çok, bir efsane olarak değil, iyi bir insan olarak hatırlanmak isterdim. Bu benim için yeterli olurdu.

 

Mezar taşlarından bahsediyordum. Mezarlıklarda çok ilginç yazılar görürsünüz.

 

Bir tanesinde şöyle yazıyordu:

 

“Şu anda sen nasılsan, ben de bir zamanlar öyleydim.

 

Şimdi ben nasılsam, sen de bir gün öyle olacaksın.

 

Burada yatarken sana söylüyorum:

 

Kendini beni takip etmeye hazırla.”

 

Birisi de altına şunu karalamış:

 

“Seni takip etmek için hangi yöne gittiğini bilmem gerekir.”

 

Arkadaşlığı bir sanat haline getirin. 

Arkadaş edinmek için emek verin. 

Bunu hafife almayın. 

Evlilik gibi düşünün; onu da hafife almamak gerekir.

 

Gerçek dostluk iki taraflıdır. 

Birinin size iyilik yapması dostluk değildir; o kişinin iyi biri olduğunu gösterir. 

Dostluk, karşılıklı olarak birbiriniz için bir şeyler yapmanızdır.




 

İyi kitaplardan derinlemesine yararlanın. 

Dünyada çok sayıda iyi kitap olduğu gibi çok sayıda değersiz kitap da vardır. 

Bu yüzden her gün mutlaka iyi kitaplardan bir şeyler okuyun.

 

Kontrol edebileceğiniz şey, benim piramidimin en sol tarafında bulunan ve en önemli gördüğüm ilkedir:

 

Olabileceğinizin en iyisi olmaya çalışmaktan asla vazgeçmeyin.

 

Sızlanmayın. Şikâyet etmeyin.

Bahaneler üretmeyin.

 

Sadece çaba gösterin ve yaptığınız her işte elinizden gelenin en iyisini yapın.

 

En büyük mutluluğunuzun, zor şeylerle uğraşırken ve düştüğünüzde tekrar ayağa kalkmayı öğrenirken ortaya çıkacağını bilin.

 

Kendinizle barışık değilseniz, skorun ne olduğu ya da ne kadar maddi varlığınız olduğu önemli değildir.

 

Gerçek mutluluk, sizden alınamayacak şeylerden gelir.

 

Maddi olan her şey bir gün kaybolur. Kimi daha hızlı, kimi daha yavaş ama sonunda hepsi gider.

 

Başkalarına yardım edin.

 

Bundan daha büyük bir mutluluk var mıdır?

 

Bir başka insana yardım edebilmekten daha büyük bir sevinç düşünemiyorum.

 

Bill Walton hakkında da birçok hikâye anlatabilirim. İnsanlar bana onunla konuşup konuşmadığımı sorarlar.

 

Ben de şöyle derim:

 

“Hayır, onunla konuşmam; onu dinlerim.”

 

Çünkü konuşmayı hiç bırakmazdı.

 

Ona her zaman şunu anlatmaya çalıştım:

 

Karakter, itibardan çok daha önemlidir.

 

Çünkü karakter kim olduğunuzdur. 

 

Bunu gerçekten bilen tek kişi sizsiniz.

 

İtibar ise insanların sizin hakkınızda ne düşündüğüdür.

 

İyi de olabilir, kötü de olabilir.

 

Ama karakter, yalnızca sizin gerçekten bildiğiniz şeydir.

 

En sevdiğim Amerikalı olan Abraham Lincoln şöyle demişti:

 

“Eğer nimetlerimizi, hayal kırıklıklarımızı büyüttüğümüz kadar büyütseydik, hepimiz çok daha mutlu olurduk.”

 

Fakat biz genellikle sahip olmadıklarımıza odaklanırız ve sahip olduklarımız için yeterince şükretmeyiz.

 

Babam bana iki ayrı “üçlü kural” vermişti:

 

Sızlanma. Şikâyet etme. Bahane üretme.

 

Ve: Yalan söyleme. Hile yapma. Çalma.

 

Yaşlı bir topluluğa konuşma yaparken okumam için bir şiir yazmam istenmişti. Şöyle yazdım:

 

“Yıllar ellerimde ve yüzümde izlerini bıraktı.

 

Artık yürüyüşüm eskisi kadar dik değil, adımlarım daha yavaş.

 

Ama kalbimde yaşlanmanın korkusu yok.

 

Tek dileğim, Rabbime daha iyi hizmet edebilmek için biraz daha fazla zamanım olmasıdır.

 

Dua ettiğimde bana iç huzuru verdi.

 

Kaygılarımı ve sıkıntılarımı hafifletti.

 

Bana sayısız şekilde yardım etti ve beni hiç yarı yolda bırakmadı.

 

O halde gelecekten neden korkayım?

 

Yakında O’nun tacına kavuşabilirim.

 

Buradaki zamanımın kısa olduğunu biliyorum.

 

Ama orada sonsuz zaman var.

 

O beni affedecek ve sevgisiyle koruyacaktır.

 

 

Dünyadaki şöhretler çabucak unutulur.

 

Geçmişin kahramanlarını insanlar bir süre alkışlar, sonra unutur.

 

 

Dostlarım, dünyadaki en büyük üne sahip olmakla, göklerin ötesindeki o ilahi salonda ismimin yazılı olması arasında seçim yapacak olsam;

 

Dünyada tanınmayan biri olmayı ama adımın orada yazılı olmasını tercih ederdim.

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...