Aşağıdaki konuşmayı dinleyince, oyunculuk yıllarımdan hiç unutamadığım bir anımı hatırladım.
Sanırım 17 yaşındaydım ve Galatasaray A Takımı'nın en genç oyuncusuydum. Henüz maçlarda düzenli süre almıyordum; genellikle karşılaşmaların son bölümünde, bir-iki dakikalığına oyuna giriyordum.
Bir Fenerbahçe maçıydı. Beş bin kişilik salon ağzına kadar dolmuştu. Tribünlerden yükselen uğultu ve tezahüratlar inanılmaz bir atmosfer yaratıyordu. Oyuncular, Spor Sergi Sarayı'nın salona açılan bölümünde ısınıyordu. O meşhur yanmış tost kokularının arasında ben de herkes gibi koşuyor, zıplıyor ve maça hazırlanıyordum.
Uzun oyuncular sıçradıklarında salonun oldukça yüksek tavanına dokunabiliyor, daha kısa oyuncular ise biraz daha aşağıdaki aydınlatma lambalarına ulaşabiliyordu.
Salondan gelen sesler ve o atmosfer beni öylesine etkilemişti ki, bugün dönüp baktığımda bir daha tekrarlamamın mümkün olmadığı bir şey yaptım.
Evet, ben de uzun oyuncular gibi tavana dokundum.
Elbette gerçekte fizik kuralları değişmemişti.
Bir anda daha uzun ya da daha atletik olmamıştım.
Değişen tek şey zihnimdi.
O gün tribünlerin enerjisi, maçın büyüklüğü ve yaşadığım heyecan bana sahip olduğumdan daha fazlasını yapabileceğime inandırmıştı.
Yıllar sonra antrenörlük yaparken aynı durumu birçok kez oyuncularımda da gördüm.
Bazen bir oyuncuyu geliştiren şey yeni bir teknik, farklı bir antrenman ya da özel bir çalışma programı değildir.
Bazen onu geliştiren şey, kendisinden beklenenden daha fazlasını yapabileceğine inanmasıdır.
İnsanlar çoğu zaman sınırlarının fiziksel olduğunu düşünür.
Oysa sınırlarımızın önemli bir bölümü zihnimizin içinde yaşar.
Doğru ortam, doğru hedef ve doğru motivasyon bir araya geldiğinde, yapabileceğimizi düşündüğümüz şeylerin çok ötesine geçebiliriz.
Benim için Spor Sergi Sarayı'nın tavanına dokunmak böyle bir andı.
Bugün hâlâ o günü hatırladığımda aklıma gelen ilk şey zıpladığım yükseklik değil; inancın, heyecanın ve ortamın insan performansını ne kadar değiştirebildiğidir.
GENÇ OYUNCULAR İLE YAPILAN KONUŞMLARADAN BİRİ
Antrenörün ofisinden çıktık, salonun etrafından yürüdük ve sahaya açılan tünele geldik. Tünelin sonunda bir perde vardı. Tam perdeyi açmadan önce bir uğultu duydum. Büyük bir gürültü, inanılmaz bir ses… Her taraftan gelen enerji ve coşku.
Yürürken bütün antrenörler yanımdaydı. Kendi kendime düşündüm:
“Birincisi, antrenman daha başlamadı çünkü tüm antrenörler benimle birlikte. İkincisi, bana az önce salona kimsenin alınmayacağını söylediler. Ama içeride sanki 150-200 kişi varmış gibi bir ses geliyor; kameralar, taraftarlar, amigo kızlar… Bu inanılmaz!”
Yürümeye devam ettim ve o coşkunun, enerjinin içinden geçerek salona girdim. İçeride gördüğüm şey beni şaşırttı.
13 oyuncu vardı. Sadece oyuncular. Hiç antrenör yoktu.
Hepsi ter içindeydi. Antrenman öncesi ısınmalarına çoktan başlamışlardı. Guard-post çalışmalarını yapıyorlardı ve inanılmaz bir enerji yayıyorlardı.
“Haydi kızlar!”
“Güçlü bitir!”
“Her tekrarı maksimum yap!”
O dönemde takımın oyun kurucusu olan LA sürekli bağırıyordu.
Brianna ise sakattı. Koltuk değnekleriyle geziyordu ama yine de kenarda zıplayıp duruyordu:
“Haydi kızlar!”
“Galibiyet zamanı!”
“Yarın ACC Turnuvası var!”
“Haydi!”
“Çok çalışın!”
“Güçlü bitirin!”
“Potaya saldırın!”
İnanılmaz bir ruh…
Gerçekten inanılmaz.
Salona girdim ve adeta olduğum yeri unuttum.
Sessiz bir salon, kaybeden bir salondur.
Efsanevi programın lideri ve antrenörü Pat Summitt şöyle derdi:
“Size koçluk yapabilirim ya da size enerji verebilirim. Sizi yönlendirebilirim ya da motive edebilirim ama ikisini aynı anda yapamam. Birini seçmek zorundayım.”
Peki siz antrenörlerinizin hangisini yapmasını istersiniz?
Size enerji verip yoğunluğunuzu artırmalarını mı?
Çünkü ruh ve enerji bunu yapar.
Notlarımda yazan şeylerden biri şu:
Ruh, insan performansını yükseltir.
Bir düşünün.
Maç başlamadan hemen önce, salon tıklım tıklım doluyken, ezeli rakibinize karşı oynarken kendinizi normalden daha yükseğe sıçrarken buldunuz mu?
“Kendi rekorumu kırdım galiba!”
Normalde yerden 3 santim yükselirken bir anda 8 santim sıçradığınızı hissettiniz mi?
Isınmada hiç olmadığınız kadar hızlı koştuğunuz, daha sert oynadığınız oldu mu?
Bunun nedeni taraftarların, tribünlerin ve ortamın oluşturduğu enerjidir.
Yorumlar
Yorum Gönder