Ana içeriğe atla

EMİLE / YA DA ÇOCUK EĞİTİMİ ÜZERİNE / JEAN JACQUES ROUSSEAU




Hepimizin zamanı değerli. Yaşınız altmışlara geldiğinde ise zamanın değeri daha da artıyor.

Yine de vakit bulabilirseniz, 864 sayfalık bu kitaptan çıkardığım bazı notlara göz atmanızı tavsiye ederim. Ben bu kitabı okuduğumda altmışlı yaşlarımın başındaydım. Eğitim, mesleğimin en önemli parçası olduğu için kitabı büyük bir ilgi ve merakla okudum.

İlk bakışta, yaklaşık iki yüz yıl önce yazılmış bir kitabın bugün size ne katabileceğini düşünebilirsiniz. Ancak biraz durup düşündüğünüzde, özünde insanların çok da değişmediğini görüyorsunuz. Özellikle çocukların... Onlar neredeyse hiç değişmemiş. Binlerce yıl önce korkuları, hayalleri, merakları ve öğrenme biçimleri neyse, bugün de büyük ölçüde aynı.

İnsanlık teknolojide büyük ilerlemeler kaydetti; ancak insan doğası o kadar da değişmedi. İlk çağlarda birbirine zarar veren insanın içindeki öfke, korku ve hırs bugün de farklı şekillerde varlığını sürdürüyor.

Bu kitabı okuduktan sonra tek bir pişmanlığım oldu: Keşke oğlum çok küçükken okusaymışım. Eminim hem onu hem de kendimi daha iyi anlamama yardımcı olurdu.

Bu nedenle, özellikle çocuk sahibi olmayı düşünen ya da küçük çocuklar yetiştiren genç anne-babalara gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir kitap. Ayrıca bizim gibi eğitimin herhangi bir alanında çalışan, gençlerin gelişimine dokunmaya çalışan herkesin de mutlaka okuması gereken eserlerden biri olduğunu düşünüyorum.


EMILE  



Şurası bir gerçek ki , çocukların düşünce yapılarıyla orantılı olmayan bilgilerle kafalarını şişirmek son derece tehlikelidir. Böyle yapmakla , ortaya sadece papağanlar ve sıkıntılar koyuyoruz.

 

Rousseau’ya göre genç bir çocuk , duyumsayan bir hayvandan başka bir şey değildir. Özellikle genç yaşlarda ona, moral dersleri vermek gerekir. Bir yanlış yaparsa , taviz vermeyen bir egemenlik kurarak yorum yapmadan onu engellemek yeterli olacaktır.

Böylece bazı şeylerin kutsal olduğunu öğrenecek , edinimlerini geçerli kılmak için düşünce alışkanlığını kazanacaktır.

 

Eğer benim düşüncelerim yanlış ise ve ben bu alanda doğru düşüncelerin ortaya konmasını sağlayabilirsem , o zaman boşa zaman kaybetmemişim demektir.

 

 

Her projede dikkat edilmesi gerek iki şey vardır : Birincisi ,projenin mutlak iyiliği . İkincisi ,uygulanabilirliği.

 

İsviçre’de falanca eğitimin verilmesi uygun iken, örneğin bir Fransa’da başka bir eğitim sisteminin verilmesi uygundur.

 

ANNE BABA 

 

Kanunların temel amacı , erdemi değil barış ortamını kurmaktır.

Bu nedenle ,insanlardan çok mallarla ilgilenir, annelere yeterince yetki tanımazlar. Bununla birlikte ,annelerin durumu babalarınkinden daha emindir, görevleri daha zordur ,gösterecekleri ilgili aile düzeni için daha önemlidir. Çocuklara daha fazla bağlıdırlar. Babasına saygısızlıkta bulunan bir çocuğun hatası , bir bakıma bağışlanabilir ama hangi nedenle olursa olsun , eğer bir çocuk kendisini kucağında taşıyan , sütünü verip kendisini doyuran , ilgilenmek için kendinden ve yaşamından ödün veren annesine yapacağı aynı hata ,asla bağışlanmaz. Dünyaya gelmeyi hak etmeyen o canavar yumurcağı , o zaman hemen yok etmek gerekir . Anneler çocuklarını şımartıyor derler . Bunu söyleyenler yanılmaktadır , ancak onların bu hatası bile, sizinkilerin yanında hiç kalır. Anne , doğduğu andan itibaren çocuğunun mutluluğunu ister . Haklıdır da . Anne çocuğunun yetişmesinde hata ediyorsa, hemen uyarmalı aydınlatmalı . Babanın tutkuları , cimriliği ,baskısı, hatalı öngörüsü , savsaklamaları ve duyarsızlığı , annenin çocuğuna gösterdiği bilinçsiz merhameten daha tehlikelidir.

 

Eğitim bir sanattır. İnsanlar gerekli olan ilgiyi göstermezse ,başarılı olması beklenemez. Özenle yapabilecek olan tek şey var, o da az çok hedefe yaklaşmaktır ama bunun için huzur gerekir.

 

 

DOĞAL OLAN ALIŞKANLIKLAR SÜRÜDÜREBİLİR

 

Serbest bıraktığımız fidan , yönlendirdiğimiz yönde büyümesine devam eder . Ancak besi suyu ilk yöneliminden hiçbir şey kaybetmez ve meyve vermeye devam etse bile , dikey olarak büyümeye devam eder.

İnsanların eğilimleri de böyledir . Alışkanlık yoluyla , pek doğal olmayan özelikler edinebilirler. Ama koşullar değişir değişmez alışkanlık gider, doğallık gelir. 

Eğitim tabi bir alışkanlıktır. Zira , bazıları eğitimlerini unutur, bazıları aldıkları eğitimi devam ettirirler . Bu farklılık nereden kaynaklanıyor? 

Eğer doğa sözcüğüne , doğaya uygun alışkanlıklar dersek , ancak bu ikilemden kurtulabiliriz.

 

İNSAN MI YURTTAŞ MI?

 

 

Eğer insan kendisi için değil de başkaları için eğitilirse , o zaman uyum, olanaksız olur . Doğa ile mi , yoksa toplumsal kurumlarla mı mücadele etmek zorundayız? Buna göre , insan mı yoksa yurttaş mı yetiştireceğimize karar vermeliyiz. Zira aynı anda ikisini birden yapmamız olanaksızdır.

 

YURTTAŞ

 

Ispartalı bir kadının orduda dört oğlu vardı ve cepheden haber bekliyordu. Bir köle gelir. Titreyerek onları sorar : O da : “Beş oğlunuz da öldüler” der . Anne : Sefil köle ben sana bunu mu sordum? diye çıkışır. O da bu kez “zaferi kandık der” Anne hemen kiliseye koşar ve Tanrıya dua eder . İşte bir yurttaş örneği. 

 

İNSAN

 

Doğal duyguların egemenliğini korumak isteyen insan , sivil düzende , istediğini bilmeyen insandır.

 

Her zaman kendisiyle çelişir , görevleri ve eğilimleri arasında ikilemde kalır , bu durumda ne bir insan olabilir, ne de bir yurttaş. Ne kendisiyle ne de başkaları ile barışık olur.

 

HER İKİSİNİ OLMAK İMKANSIZ 

 

İnsanın bir şey olabilmesi , kendisi olması ve her zaman tek olabilmesi için konuştuğu gibi hareket etmesi gerekir . Her zaman kararlı olmalı ve bu kararlılığında istikrar olmalıdır. Böyle bir insanın , insan mı yoksa yurttaş mı veya her ikisinin nasıl olduğunu anlayabilmek için varsa , bu büyünün bana gösterilmesini bekliyorum.

 

 

KİTAP TAVSİYESİ

Genel eğitimle ilgili bilgi edinmek isterseniz , Platon’un Cumhuriyet’ini okuyunuz. Söylenin tersine kesinlikle siyaset üzerine değildir: Bu zaman kadar kaleme alınan eğitim kitaplarının en iyisidir.

 

MEVCUT EĞİTİM KOLEJ EĞİTİMİ

 

Kolej diye adlandırılan şu gülünç kurumları ben, halka açık kurumlar olarak görmüyorum. Hele dünyada verilen eğitimi , hiç dikkate almıyorum. Çünkü bu eğitim , iki farklı amaca yönelmekte ,ikisinde de başarılı olması söz konusu değildir. İki kişilikli insanlar yetiştirir. Hepsi  de boşa harcanan birer emektir.

 

Yaşamımız boyunca , bu ikilem içerisinde mücadele ediyor , kendi kendimizle bile anlaşamıyor, kendimiz ve başkaları için iyi birer insan olamadan , göçüp gidiyoruz.

 

İnsan yetiştirmek için ne yapmalıyız ?

Şüphesiz çok şey : bu demektir ki hiçbir şey kendiliğinden olmayacaktır. İnsan rüzgara karşı giderse çabuk yorulur . Ama deniz aşırı dalgalıysa ve rıhtımda kalmak istiyorsa , o zaman demir atması gerekir . Genç kaptan , dikkat et , ipin kayıp zincirin sürüklenmesin, gemi sen farkına varmadan çekip gitmesin.

 

Eski Mısır’da çocukların , babalarının seviyesini yakalamak zorunda oldukları için hiç olmazsa , bir amaçları vardı . Ama bizde , toplumsal sınıflar vardır, insanlar sürekli sınıf değiştirirler . Bunun için hiç kimse , çocuğun eğitiminin kendi aleyhine olup olmayacağını düşünmez.

 

Varon , ebe çocuğu dünyaya getirir, süt anne besler, eğitimci şekil verir, öğretmen yetiştirir der. Bu demektir ki eğitim, kurum, terbiye sözcükleri , birbirinden çok farklıdır. Ancak bu ayırımlar ,hep yanlış anlaşılır . Bana göre , öğrencinin iyi yetişmesi için tek bir rehberin olması gerekir.

 

YAŞAM

 

Yaşamak, bize yaşama duygusunu veren organlarımızın , yeteneklerimizin kullanılması demektir. Daha fazla yaşan insan , çok yıllar yaşayan insan değil, yaşamı en iyi duyumsayan insandır. Falanca yüz yaşında toprağa verilmiş, ama o zaten doğmadan ölmüştür. Genç ölmüş olsaydı , hiç olmazsa o zamana kadar yaşamış olduğu için ölmüş olacak.

 

Medeni insan doğuyor, yaşıyor ve köle gibi ölüyor. Onu, doğunca bir dona , ölünce de bir tabuta koyarlar. İnsan olma özelliğini koruduğu sürece , kurumlarla bağlantısı var demektir. Ebeler , yeni doğan bebeklerin başını  bastırıyor ve böylece daha uygun bir biçim veriyorlarmış. Ne büyük acı ! Tanrının biçimlendirmesi sözde iyi değilmiş . Bebekleri dışarıda ebeler , içeride filozoflar yetiştirmeli . Karaip halkı , bu açıdan bizden daha şanslılar.

 

İlk işleri ağlamak diyeceksiniz . Buna tamamen katılıyorum, Çünkü onları doğar doğmaz kızdırıyorsunuz. Sizin kendilerine öğrettiğiniz ilk şey , zincire vurmak oluyor. Gördükleri ilk muamele acı oluyor. Sesi dışında , her şeyini engelliyorsunuz . Sıkıntılarını dile getirmek için neden ağlamasın ki. 

 

Kundaklanmayan çocuğun başında saatlerce beklemek gerekir . Ama çocuğu iyice kundaklar, ağlamalarından rahatsız olmazlardır, onu gönül rahatlığıyla bir yana bırakırlardı.

 

Gençlik yıllarına ulaşmadan , gençlikte yakalanacak hastalıklara göre yetiştirilmeli . Zira , yaşamın önemi yararlı olunduğu oranda artar, hastalıkların bir kısmını çocukluktan çok, gençlik yıllarında bırakmak ne büyük çılgınlıktır.

 

ÇOCUK

 

Çocuk doğarken ağlar. İlk çocukluğu ağlayarak geçer . Yatıştırmak için bazen sallar ve şımartır, bazen de susturmak için korkutur, döveriz.

Ya onun isteklerine boyun eğeriz ya da bizim hoşumuza giden şeyleri isteriz ondan . Ya onun isteklerine boyun eğeriz , ya da kendi isteklerimizle onu zorlarız . Asla ortası olmaz ,ya emirler alacak ya da emirler yağdıracak. 

Onun ilk düşünceleri , hükmetme ve hizmetkarlık düşünceleridir. Daha konuşmadan hükmeder , hareket edemeden boyun eğer . Bazen daha hataları tanımadan hatalar yapar ve cezalandırılır . Erken yaşlarda onun genç gönlüne , daha sonra doğaya yüklenen tutkular işte böyle akıtılır . Onu hem elimizden geldiği kadar kötü yaparız hem de bu durumdan şikayetçi oluruz.

 

EĞİTİCİYE TESLİM ETMEK

 

Tutkularla doğasını bozar sonra bir eğitimcinin ellerine teslim ederiz . Bu eğitimci de , daha önce oluşmuş yapmacık düşüncelerle onu eğitir. Kendini tanımanın, kendinden yararlanmanın , yaşamayı öğrenmenin ve mutlu olmanın dışında her şeyi öğretir.

 

 

Nasıl gerçek süt anne ,annenin kendisiyse, gerçek eğitimciler de babadır. Anne ve baba, hem işlevlerinde hem de sistemlerinde uyumlu olmalıdırlar. Çocuk birinin elinden diğerinin eline geçmeli . Çocuk , bilinçli ve duyarlı babadan , dünyanın en iyi eğitimcinin verebileceği eğitimden , daha güzel bir eğitim alır. Zira, yetenek çabadan değil ; çaba yetenekten üstündür.

 

Çocukluk dönemiyle olgunluk dönemi arasında bir bağın oluşması için ortak nokta pek yoktur. Çocuklar , yaşlıları bazen şımartırlar, ancak onları asla sevmezler.

 

EĞİTİM

 

Çocuklara verilecek tek bir eğitim vardır ;insancıl görevleri. Bu eğitim paylaşıma dayanmaz . Ben bu eğitimi vereni eğitimciden çok ,idareci olarak adlandırıyorum. Çünkü , onun yetişmesinden çok yönlendirilmesi söz konusudur. O ,ilkeleri öğretmez, onları buldurmaya çalışır.

İKLİM

 

İnsanların iyisi ılıman iklimlerden çıkar. Uç iklimlerdeki olumsuzlukların etkisi bellidir.

 

Kuzeydeki insanlar , verimsiz topraklarda daha fazla çaba harcarlar. Güneyde ise toprak verimli olduğu için daha az çaba sarf ederler . Buradan da birilerini daha çalışkan , diğerini de içe kapanık kılan etmenler kendiliğinden ortaya çıkıyor.

 

 

Fakiri zengin olacakmış gibi yetiştirmektense , zengini fakir olacakmış gibi yetiştirmek daha mantıklıdır.

 

Çocuk eğitimciyi bir belalı , eğitimci de öğrencisini bir yük gibi görmemelidir. Birbirlerinden kurtuldukları anı dört gözle bekler ve aralarında gerçek anlamda bağlantı olamadığından , birinin özenli davranışı , diğerinin de uysallığı söz konusu olmaz.

 

Ama günlerini birlikte geçirmeye zorunlularmış gibi , birbirlerinden bıktıklarında dahi , birbirlerini sevmeleri önemlidir ve bu nedenle birbirinin kıymetini bilecekleridir. Çocuk büyüdüğünde çocukluğunda gördüğü kişiyle karşılaşınca asla kızarmaz. Eğitimci de çalışmalarının meyvesini aldığı için her şeye özen gösterir. Öğrenciye gösterilen ilgi , eğitimcinin yapacağı en büyük yatırımdır.

 

Kötüden iyiye doğru dahi olsa ani bir değişim , her zaman sağlığa zararlıdır.

 

Çocukların ilk duyumları tamamen duygusaldır. Onlar için sadece ya acı ya da sevinç vardır.

 

Madem ki kendisine gösterilen nesnelerin seçimi ,onu cesaretli veya çekingen kılabiliyor, o zaman neden bir çocuğun eğitimi, konuşmaya başlamadan önce başlamasın? Alışıncaya kadar , korku veren hayvanlar kendine gösterilmeli. Onların zarar vermediklerini görünce , alışmaya başlayacaktır. Eğer çocukluğunda kurbağa , yılan ve yengece korkmadan bakarsa , büyüyünce de , her hangi bir hayvana , korkmadan bakabilir. Her gün gören kişi , gördüğü şeyden bir daha korkmaz.

 

 

MASKE 

 

Bütün çocuklar maskeden korkar . Emile’e ,yüzü sevimli olan bir maske göstermekle işe başlayacağım. Ardında birisi gözleri önünde , bu maskeyi takar :Gülmeye başlarım, herkes güler ve diğerleri gibi çocukta güler. Onu önce daha sevimsiz sonra daha korkunç maskelere alıştırırım. Eğer bu aşamayı iyi ayarladıysam , bu korkunç maskeyi görünce korkmak bir yana ilk maskede olduğu gibi hemen gülecektir..

 

Bellek ile imgelemin henüz etkin hale gelmediği yaşamın başlangıcında çocuk, sadece duyularını etkileyen şeylere dikkat eder . Duyumsamalar bilginin ilk kaynağıdır.

 

“Boyun eğmek boyun eğdirmek”

 

İşte daha bağımsız ve daha özgür halkların çocukları , durmadan baskı altında tutarak daha iyi yetiştirdiklerini sanan halkların çocuklarından , genellikle , daha sağlam, daha duyarlı ve daha güçlü olmalarının nedenlerinden biri de buradadır. Çocuklara boyun eğmeyle, onları baskı altına alma arasındaki farkı , iyi düşünmek gerekir.

 

DENEY 

 

Çocuk , büyük bir çabayla , hiçbir şey demeden elini uzatıyorsa , nesneye ulaşabileceğine inanıyor demektir. Çünkü aradaki farkı göremez: Yanılgı içindedir . ama hem elini uzatıp hem yakınır ve bağırırsa , o zaman uzam farkını görüyor demektir .Nesneye yaklaşmasını söyler veya sizin yaklaştırmanızı ister. Birinci durumda , onu nesneye , yavaşça ve küçük adımlarla götürün . İkinci durumda ise sadece duymuyormuş gibi değil, ne kadar çok bağırırsa o kadar aldırmaz gibi davranın. Erken yaşlarda , ne insanlara emretmeyi –çünkü kimse efendisi değildir- ne de nesnelere emretmeyi –çünkü nesneler onu duymazlar- öğretmek iyidir.

 

Çocuklar konuşmaya başlayınca çok ağlamazlar, bu doğal bir gelişmedir. Bir dilin yerini başka bir dil almıştır. Acılarını sözle dile getirebildikleri andan itibaren , sözün yetersi kaldığı acı durumların dışında , neden acıyı hıçkırıklarla anlatsınlar. Ağlamaya devam ediyorlarsa bu, onu çevreleyen insanların hatasıdır. Emil ağrım var dediğinde , onu ağlatacak acısı çok demektir.

 

Eğer çocuk , duyarlı ve nazik ise onun yok yere ağlamaya başlaması pek doğaldır. Ben olsam, bu hıçkırıkları boşa çıkarır ve hemen kaynağını kuruturum. Ağlarsa , yanına gitmem. Susunca hemen yanına koşarım. Sonra onun beni çağırma biçimi susmak ya da hıçkırmak olacaktır.

 

Olan olmuş , acı çekmesi de kaçınılmaz , benim panik yapmam onu daha fazla korkutmaktan başka bir işe yaramayacak . Bir yara açıldığında insanı korkutan yara değil korkudur.

 

 

İNSANLAR

 

İnsanlar sevecen olun ,sizin ilk görevinizdir. Her zaman , her yaşta, insana özgü olan her şeyde , sevecen kalın: İnsan olmanız dışında ne özelliğiniz olabilir? Çocukluğu sevin. Çocukların oyunlarını, ,isteklerini , iç güdülerini kamçılayın. Gülücüklerin dudaklardan eksik olmadığı, kalpleri barış dolu olan bu yaşa , bazen hangimiz özlem duymayız? Onların avuçları içinde kaybolup giden bu son derece kısa anı, asla art niyetli kullanmadıkları o güzelliğin mutlu anları, niye ellerinden almak istersiniz ? Bir daha asla elde edemeyecekleri ve son derece çabuk geçen bu yılları , neden çekilmez hale getirirsiniz.? Babalar! Çocuklarınızın ölüm anını bilebiliyor musunuz ? Doğanın kendilerine verdiği kısacık anları da ellerinden alarak , kendinizi sıkıntıya sokmayın. Kendi varlıklarının mutluğuna vardıkları anda , bırakın bundan yararlansınlar. Tanrı yanına çağıracağı ana kadar, yaşamın tadına varmadan ölmelerine izin vermeyin.

 

Gerçek mutluluğun veya mutsuzluğun ne olduğunu biz bilmeyiz . Ama felaketimizi yaratan, gücümüz ve isteklerimizin oransızlığıdır.

İsteklerimizi kamçılayan düş, son derece sakıncalıdır. Mutlu olmak için insanın, kendi varlığını denetim altına alması , gücü oranında iradesini ve özgürlüğünü devreye sokması gerekir. Bu açıdan bakıldığında çocukların mutluluğu , yetişkinlerin mutluluğu ile aynıdır.

 

İki türlü bağımlılık vardır: Doğadan gelen varlıklara bağımlılık, toplumdan gelen insanlara bağımlılık. Hiç bir moral yönü olmadığı için varlıklara bağımlılık , özgürlüğü zedelemez ve kötülüklere neden olmaz. Düzensiz olduğu için insanlara bağımlılık , kötülükler doğurur ve bu bağımlılık nedeniyledir ki , köle efendisi karşılıklı olarak birbirlerine kötülük eder . Topumda bu kötülüğü önlemenin yolu , insanın yerine kanunu oturtmaktan, genel idareyi kişisel idareye egemen kılmaktan geçer.

Ulusların kanunları , doğa kanunları gibi , hiçbir insan gücünün bozmayacağı sağlamlıkta olsaydı ,insanlara bağımlılık varlıklara bağımlılık gibi olurdu.

 

Çocuğu varlıklara bağımlı hale getirin. Eğitiminde doğaya uymuş olursunuz. Uygunsuz isteklerine ,zamanı gelince hatırlayacağı bizzat edimlerden doğan cezalar ya da fiziksel engeller getirin : Kendisine kötülük yapılmasını yasaklamaktansa ona kötülüklerden sakınmayı öğretin. Deneyim ya da zayıflığı bir kanun gibi görün. İstediği için değil gereksinimi olduğu için isteklerini karşılayın. Boyun eğmenin ne demek olduğunu uygulamada , egemenliğin ne demek olduğunu kendisi için davranıldığında öğrensin. Kendi edimlerinde ve sizin edinimlerinizde özgürlüğü duyumsasın. Gereksinimi olan ama kendisinde olmayan gücün eksikliğini , egemen olmak için değil özgürlüğü için giderin.

Ona hizmet ederken , onu küçük düşürün. Bundan kurtulacağı ve kendi kendine hizmet edeceği anı dört gözle beklemesini sağlayın. Doğanın bedeni güçlendirmek , onu geliştirmek için sonsuz araçları vardır. Çocuk gitmek istediğinde kalmaya, kalmak istediğinde gitmeye zorlamayın. Yanlışlarımız nedeniyle çocuk şımartılmazsa bizden gereksiz bir şey istemez. Canları istediğinde bırakın ,zıplasınlar, koşuştursunlar, bağırsınlar. Güçlenmeye başlayan bedenleri , bütün bu hareketlere gereksinim duyar. Kendi güçleri dışında başkalarının yardımlarıyla elde edebilecekleri şeylerden sakının. Demek ki , gerçek ve doğal gereksinimi , bir uyduruk gereksinimden veya sözünü ettiğim gereksinimden ayırt etmek gerekiyor.

 

Çocuk iyi olduğunuza inanmasa kötü olur,. Zayıf olduğunuza inanırsa inatçı olur.

Onadığınız şeyi önceden belirtmek önemlidir.

Geri çevirmede aşırıya kaçmayın, ama yapmaktan da çekinmeyin.

 

Ben çocuğun kaba birisi olmasından çok tepeden bakan birisi olmasından korkarım.

 

Benim için önemli olan kullandığı sözcükler değil sözcüklere yüklediği anlamdır.

 

Şiddet gösterisi ve zayıflık göstermek , ikisi de aşırılıktır.

 

Çocuk büyük iyilikleri tatmak için küçük kötülükleri mutlaka tanımalı. Onun doğası budur. Fiziksel açıdan iyi gelişme gösterse bile , moral yönden bozulur. Acıyı tatmayan insan , ne insanlığın merhametine ne de acımanın yumuşaklığını tanıyabilir. Kalbi heyecan duymaz Toplumlaşamaz benzerleri gibi acımasız olur.

 

Çocuğunuzu sefil kılmanın en güvenilir yolu nedir biliyor musunuz? Her şeyi elde etmeye alıştırmaktır. Zira istekleri arttıkça ve onları yerine getirmek kolaylaştıkça , bir gün gelecek ,onları yeterli görmeyecek ve bu alışılmış davranış ,ona istediğini vermemekten daha fazla acı verecektir.

Önce elinizdeki bastonu isteyecek . Ardından kolunuzdaki saati. Daha sonra da uçan kuşu. Gökte parlayan yıldızı. Gördüğü her şeyi isteyecek. Eğer Tanrı değilseniz , çocuğunuzu memnun edemeyeceksiniz.

 

 

İsteklerinizi , doyuma ulaştıracak araçlar oranında artırın, herkes her şeyi elde eder.

 

Zayıflık egemenlikle birleşince, çılgınlık ve sefalet yaratır. Şımartılan iki çocuktan birisi masaya vurur, diğeri de denizi kamçılar! Mutlu yaşayabilmek için vurmak ve kamçılamak zorundadırlar.

 

Doğa çocukları sevilmek ve yardım edilmek için yaratmıştır. Yoksa boyun eğip korkak olsunlar diye değil.

 

Gururlu çocuk kadar gülünç , korkak çocuk kadar da merhamete gereksinimi olan hiç kimse yoktur.

 

Çocuklarla birlikte düşünmeyin;

 

Çocuk istediği için değil gereksinim duyduğu şeye sahip olmalı. Ona boyun eğmeyin gereksinimleri için bir şeyler yapın. Böylece hem boyun eğme ve emretme hem de zorunluluk ve görev sözcükleri , onların dağarcığında yer almayacaktır. Buna karşın ;güç, gereklilik , güçsüzlük, ve kanun sözcükleri, büyük önem taşıyacaktır. Akıl yaşı öncesinde , ne moral değerler konusunda ne de toplumsal ilişkiler konusunda bilgi sahibi olacaktır. Çocuk daha sonra bilinmeyen ve düzeltilmeyen yanlış düşünceler edinmesin diye , elden geldiğince , bu konuları açıklayan sözcüklerin kullanımından sakınmak gerekir. Kafasına giren ilk yanlış düşünce, yanlış ve kötü alışkanlıkların tohumlarıdır. Özellikle bu ilk aşamaya dikkat etmek gerekir. Duyarlı olaylarla karşı karşıya geldiğinde , bütün bu düşüncelerin duygularda kalmasını sağlayın . Etrafında sadece fiziki dünyayı görmesine izin verin : Yoksa iyi bilin ki , sizi asla dinlemez. Kendisine söz ettiğiniz şeylerden , silemeyeceğiniz düşsel kavramalardan hareketle dünyasını kurmaya başlar.

 

 

ÖNEMLİ KURAL 

 

Nasıl acı çekme bir zorunluluksa , istek de bazen bir gereksinimdir. Çocuklara boyun eğilmesi gereken tek bir istek vardır. Kendilerine boyun eğmek . Onların isteklerinde dikkat edilmesi gereken tek konu , budur. Onlara, elden geldiğince , gerçekten mutlu edecek şeyler verin . Sadece keyfi olsun diye bir şeyler vermeyin . EGEMENLİK KURMALARINA İZİN VERMEYİN.  

 

 

ÇOCUKLA BİRLİKTE DÜŞÜNMEK YANLIŞI

 

Locke’nin en büyük ilkesi , çocuklarla beraber düşünmekti. Bugün gözde olan budur. Bana göre , bunun geçerliliği pek olası değil . Ben, kendiyle birlikte düşünülen çocuklardan daha aptal birisini görmedim. İnsanın yetenekleri içerisinde ,bütün yeteneklerinin birleşimi olan akıl , en zor ve en güç bir şekilde gelişen yetenektir. . bütün yeteneklerin geliştirilmesinde , hep akıldan yararlanılır. İyi bir eğitimin temeli , akıllı bir insan yetiştirmektir. Akıldan hareketle çocuk yetiştirilebilir mi? Sondan başlamak demek, araçlardan hareketle ürün ortaya koymak demektir. Eğer çocuklar akıl denilen olgudan anlasalardı eğitime gereksinimleri olmazdı. Ancak küçük yaşlardan itibaren çocukları anlamadıkları bir dille karşılaşmaları , sözcük yığınları altında düşüncelerinin yanıltılmasına , anlamaksızın bir dizi tekrar yapmalarına neden olur. Kendi kendilerini kontrol altında tutmalarına , sonuçta öğretmenleri kadar akıllı olduklarını düşünmeye iter. Bu da onların kavgacı ve serseri ruhlu olmalarına neden olur.

 

AKIL FRENLER

Doğa çocukların yetişkin olmadan önce , çocuk olmalarını istiyor . Bu düzeni bozmak istiyorsak o zaman ne tadı olan ne de olgunlaşan meyveler yetiştirebiliriz. Kokuşmaya başlarız : Genç doktorlarımız , yaşlı çocuklarımız olur. Çocukluğun kendine özgü görme , düşünme , duyumsama biçimleri vardır. 

Onların yerine bizimkini koymak kadar anlamsız hiç bir şey olamaz . Bu yaşlarda akıl onun neyine ? Gücünü frenler , ama çocuğun bu frene gereksinimi yoktur.

 

 

 

 

OKUL

 

Öğrencilerinizin, sürekli sizi dinlemesini istersiniz. Onları buna ikna etmeye çalışırsınız. Bunu yaparken bazen güç kullanıyor bazen de vaatlerde bulunursunuz. Hem çıkarlarını düşünen hem de baskıdan korkan çocuklar size inanıyor gibi yaparlar. İyi bilirler ki boyun eğmek yararlarına olacaktır. Başa kaldırma zararlarına olacaktır.

Sonunda ne olur ? İlk önce ,duyumsamadıkları görevleri kendilerine yükler, size cephe almalarını sağlar, sizi sevmelerini engellersiniz. Hediye koparmak veya cezalandırılmadan kaçmak için sahtekar olmayı öğretirsiniz. Gizli bir şeyi ,bilinen bir şeyle saklamaya alıştırır ve böylece ,sizi art niyetli kullanmalarını öğretirsiniz. Onların oluşan kişiliklerini tanıyamazsınız . Hem sizi hem de diğerlerini yalanlarla kandırmaya ortam hazırlarsınız. 

 

Öğrencinizi yaşına göre eğitin.

Her ne olursa olsun ona emretmeyin.

Hatta üzerinde otorite kurulma duygusunu bile duyumsatmayın.

Sadece kendisinin zayıf sizin güçlü birisi olduğunuzu bilsin . 

Sizin durumunuzla, onun durumu söz konusu olduğunda ,sizin durumunuza gereksinim duyduğunu bilsin.

Kendisini tutan fren güç değil erk olsun.

Sakınması gereken bir şeyi kendisine yasaklamayın.

Kayıtsız şartsız yapmasını engelleyin.

Kendisine vereceğiniz şeyi koşulsuz verin.

Kıvanç duyarak verin . Nefret ederek reddedin.

Bütün reddetme daha sonra yerine getirilmemelidir.

“Artık  kalmadı “ sözcüğü yalan olduğuna inanmadığı sürece , çocuğun asla karşı koyamayacağı bir yanıttır.

En kötü eğitim , çocuğu kendi istekleri ile sizin isteklerinizin arasında bırakmaktır. 

Çocuğa sözlü olarak eğitim verilmemelidir , onu eğitecek tek şey, deneyim olmalıdır. İlk eğitim , demek ki tamamen olumsuz olacaktır. Çocuğa özgü yapıyı ortaya koymada  ,doğa dikkatle izlenmelidir. 

 

 

MORAL KAVRAMLAR

 

İlk görevlerimiz , kendimize karşı olan görevlerdir. İlk duygularımız bizde var olan duygulardır. Bütün doğal hareketlerimiz , önce korunmamız için daha sonra da kendi iyiliğimiz içindir. İlk adalet duygusu , zorunlu olduğumuz duygudan değil bize karşı uygulanması gereken adalet duygusundan kaynaklanır.

 

Eğitimin çarpık yönlerinden bir tanesi, çocuklara haklarından çok görevlerinden söz edilmesidir. Söylenmesi gerekenlerin söylenmesi ile işe başlanması , kendilerini ilgilendirmeyen olaylarla eğitime başlanmasıdır.

 

Çocuğa verilmesi gerek ilk düşünce , özgürlükten çok mülkiyet düşüncesidir.

 

ÇOCUĞA MÜLKİYET DÜŞÜNCESİNİ VERMEK

 

Onun bahçıvanı oluyorum . Güçlü kolları oluncaya dek , onun yerine , toprağı işliyorum: Toprağa bakla ekerek toprağı sahipleniyor. 

Baklalar her gün sulanıyor, büyümeleri zevkle gözleniyor . Bu sevgiyi, bak burası senin diyerek , arttırıyorum. Sahip olma sözcüğünü bu şekilde ona açıklıyor, kendisinin bunun için zaman harcadığını, çalışıp didindiğini , sonuçta kendi kişiliğini ortaya koyduğunu duyumsatıyorum. Bu topraklarda kendisinden bir şeyler olduğunu , başkası zorla elinden almak istediğinde vermemekte haklı olduğunu söylüyorum.

Bir gün elinde fıskiye sevinçle gelir, bir de ne görsün ! Bütün baklalar sökülmüş , toprağın altı üstüne gelmiş ,bahçe tanınmaz durumda . Ah! Ne oldu onca emeklerime, alın terime ? Benim malımı kim çaldı?  Baklalarımı kimler aldı? Körpecik delikanlı ayağa kalkar. Adaletsizlik ilk defa kötü meyvesini verir. Göz yaşları bardaktan boşalırcasına akar. Üzgün çocuk , her tarafı hıçkırıklarla inletir. Acısı paylaşılır ,araştırma yapılır , bilgi toplanır. Bahçıvanın yaptığı öğrenilince , kendisi getirilir. Şimdi biz olayın tamamen dışındayız . Bahçıvan olayı öğrenince , bizden daha fazla yakınmaya başlar . Ney! Baylar , demek ki benim emeklerimi sizler boşa çıkardınız ! Ben orya ,tohumları altın kase içerisinde sunulan Malta kavunları ekmiştim ve olduklarında size de haber vermeyi düşünüyordum. Ama siz, şu lanet olası baklalarınızı gelip benim kavunlarımın olduğu yere ektiniz , yetişmiş kavunlarımı harap ettiniz, onların yerini doldurmam da mümkün değil . Bana büyük bir haksızlık yaptınız , kendinizi de bu güzelim kavunları yemeden mahrum bıraktınız.

JEAN Zavallı Robert bizi bağışla. Buna emek verdiniz , sizin emeğinizi boşa çıkarmakla ne kadar haksız olduğumuzu görüyorum. Ama Malta’dan size başka tohumlar getirtiriz ve bir daha asla sahibi var mı yok mu diye öğrenmeden bir toprağı işlemeyiz.

ROBERT Güzel! Baylar ,o halde dinlenebilirsiniz , çünkü sürülmemiş toprak artık kalmamıştır. Ben, babamın bana bıraktığı toprağı işliyorum. Her kes böyle yapıyor, gördüğünüz bütün bu topraklar uzun zamandır sahiplidir.

EMİLE İyi kalpli Robert , demek ki sık olarak kavun tohumlarını yitiriyorsunuz .

ROBERT Bağışlayın beni kardeşim , sizin kadar şaşırmış küçük beyefendiler bize sık gelmez . Kimse , komşusunun bahçesine dokunmaz . kendi çalışması sağlam kalsın diye , herkes komşusunun çalışmasına saygı duyar.

EMİLE Ama benim bahçem yok .

ROBERT Bana ne ? Benimkini işlemeye kalkışırsan , sana oraya adım bile attırmam. Çünkü görüyorsun, emeğimi kaybetmek istemiyorum.

JEAN İyi kalpli Robert’e bir anlaşma teklif edemez miyiz? Bana ve küçük dostuma , ürünün yarısını kendisine vermek koşuluyla , bahçesinin bir köşesini bize versin.

ROBERT Koşulsuz bunu size veriyorum . Ancak unutmayın ki , eğer benim kavunlarıma dokunursanız , ben de gider baklalarınızı yolarım.

 

 

 

Genç eğitimciler ! Rica ediyorum bu deneyimi iyice düşünün . Her konuda dersleriniz, söylemden çok uygulamalar olsun . Çünkü , çocuklar söylediklerini ve kendilerine söylenenleri çabuk unuturlar, yaptıkları ve kendilerine yaptırılan şeyleri hiç unutmazlar.

 

Çocuklara ceza ceza olarak değil kötü davranışlarının doğal bir sonucu olarak verilmelidir. Böylece ,yalana karşı verip veriştirmez, yalan söyledikleri için çocukları cezalandırmazsınız.

Ancak öyle yapın ki yalanın , gerçeği söyleseniz bile güven sağlamama, hiç yapmazsanız da kötülük yapmakla suçlanma gibi olumsuz etkileri olduğunu çocuk bilsin.

 

YALAN

 

İki tür yalan vardır : Birisi geçmişe ait bir olguyu , diğeri de geleceğe ait bir hukuku ilgilendirir. Birinci yalan türü , insan yaptığını yapmadım diye inkar ettiğinde ya da yapmadığı bir şeyi yaptım dediğinde ve genellikle de bilerek gerçeğin tersini söylediğinde ortaya çıkar. İkinci yalan türü ise, yerine getirme olasılığı olmadığı halde söz verildiğinde , genellikle de sahip olunan niyetin tersi ortaya konulduğunda meydana gelir. Bu iki yalan türü bazen aynı başlık altında toplanabilir. 

 

Doğal ve özgür bir eğitim ortamında , çocuğunuz neden yalan söylesin ki ? Sizden saklayacak neyi olabilir ki? Elinden herhangi bir şeyi almıyorsunuz, onu herhangi bir nedenle cezalandırmıyorsunuz ve ondan her hangi bir şey yapmasını istemiyorsunuz. Her şeyi , sanki kendi arkadaşlarıyla konuşuyormuş gibi , neden size söylemesin ki? Bu konuşma şeklinden bilir ki , kendi arkadaşından ne kadar zarar gelirse öbür taraftan da o kadar zarar gelir.

 

Çocuk söz verildiğinde , yalan ya söyler ya da söylemez . Çünkü , sadece anlık olarak işin içinden sıyrılmayı düşünür. Anlık etkisi olmayan her çare , onun gözünde yasaldır : Gelecek için söz verdiğinde , aslında söz vermemiştir ve düş gücü kendi varlığını, farklı iki zaman dilimine yaymaz.

 

 

Bütün bunlardan tek bir sonuç çıkıyor : Çocukların yalan söylemesi , tamamen anne ve babanın bir üründür. Onlara gerçeği söylemeyi öğretmek, yalan söylememeyi öğretmekten başka bir şey değildir.

 

 

Özellikle çocuk suçlu olduğunda , böyle bir soru sormaktan daha saygısızca hiçbir şey olamaz . Bu durumda o, ne yaptığını sizin bildiğinize inanırsa , kendisine bir tuzak kurmakta olduğunuzu görecektir, ve bu düşünce onun aleyhinize yönelmesini engelleyemez . Eğer , buna inanmazsa ,kendi kendine neden kendi hatamı ortaya koyayım? Diyecektir. İşte size , düşüncesiz olarak sorduğunuz sorunun etkisi olan ilk yalan söyleme denemesi. 

 

 

Sadaka , verdiğinin değerini iyi bilen , kendi türünden olan kişinin buna gereksinimi olduğunu anlayan birinin , insanlık edinimidir.

 

Değerini bilmedikleri , ceplerindeki metal nesneleri vermelerine dikkat edin . Çocuk , yiyecek vermektense parayı vermeyi yeğler. Ama siz ona , kendisi için değerli olan oyuncakları , şekerlemeleri , yiyecekleri vermeye alıştırın . O zaman onu gerçek anlamda iyilik sever yapıp yapmadığınızı anlarsınız.

 

 

Kendi işlerine yaramayan bir şeyi vermek veya kendilerine geri verileceğini bildikleri şeyleri vermek . Çocukları görünüşte iyilik sever , gerçekte ise cimri kılmanın yolu da budur. Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez...

 

Kendisine bir şey verilmezse , o da vermeyi keser . El değil gönül alışkanlığına bakmak gerekir . Çocuklara öğretilen diğer erdemlerin hepsi , bu el alışkanlığına benzer . Onlara bu eğitimi vermek için genç yaşlarını tüketiriz ! Ne bilgece bir eğitim ama!

 

 

TAKLİT ETMEK

 

(Birine benzemeye çalışmak) Öykünmeye dayalı bütün bu erdemler ,şempanzelere özgü erdemlerdir ve hiç biri ahlaki açıdan , başkaları yaptığı için değil böyle yapıldığı için iyi bir edinimdir. Ama henüz kalplerin hiçbir şey duyumsamadığı bu yaşlarda çocuklara , severek ve ayırımına vararak yapıncaya kadar , erdemine inanılan edimler öykülenme yoluyla verilmelidir . Hem insan hem şempanze , öykünmeye yatkındır. Öykünmek , düzenli doğanın ürünüdür. Ancak toplumda hep bozulmaya uğramıştır .Şempanze korktuğu insana öykünür , küçük gördüğü hayvanlara ise öykünmez.

 

 

AH ANNELER!

 

Anneler , kendi çocuklarının zekalarını abartma eğilimindedirler. Sersemleştirilen çocuklar genellikle, yalın bir özelliğe sahiptirler. Kendi çıkarlarıyla ilgili olan şeylerden pek anlamazlar . Bunun dışında , düşüncenin onlar için bir anlamı yoktur, onlar sadece kelimeleri akıllarında tutarlar.

 

Anlatılan masaların içerdiği benzetmeler çocukları eğlendiriyor ama yanıltıyor da . Art niyetli kullanılmaya elverişlidir. Anlatımları yalan üzerine kurulmuştur. Benzetmeler arkasına gizlenene gerçekler kaybolmaktadır . Böyle olunca çocuklar , bunlardan yararlanamaz . Çocukların moral eğitimleri için kullanılmazlar .Masallar yetişkinleri eğitebilir ama çocuklara gerçeği bütün çıplaklığıyla anlatmak gerekir. Çünkü , gerçek bir kez örtüyle örtüldü mü o örtüyü bir daha kaldırma zahmeti duymazlar .

 

BEDEN EĞİTİMİ

 

Beden eğitimi hareketlerinin, zihinsel etkinliklere zarar verdiğine inanmak büyük bir yanılgıdır. Beden ne kadar gelişirse , zihin de o kadar gelişir. Hem adale hem de düşünce yönünden çocuğun güçlü olması gerekir.

Çocuk, etkin ve buyurgan olmalıdır. Kendisinin efendi olduğuna inanmasına olanak verin. Gerçekte siz de öyle olun. Fazla bunaltmadan ,bunu ona hissettirin.

 

Akla zarar vermeden bedeni dayanıklı kılan , tamamen doğal ve mekanik sporlar vardır. Yüzmek, koşmak, sıçramak, topaç çevirmek, taş atmak. Bütün bunlar çok iyidir.

 

KARANLIK

 

Kötülüğün nedeninin bilmek , çaresini de bilmek demektir.

Her şeye alışmak , düş görmeyi engeller. Onu harekete geçiren yeni nesnelerdir. Her gün gördüğümüz nesnelerde etkili olan , hayal değil bellektir. “Alışkanlık tutkuyu kamçılamaz” sözünün içeriği de budur. Çünkü tutkular ,hayal etmenin ateşiyle alevlenir. O halde karanlık korkusundan kurtarmaya çalıştığınız kimsenin mantığıyla düşünmeyin . Onu, sıkça karanlık yerlere götürün ve felsefenin bu alıştırma için bir değeri olmayacağından emin olun . Çocukların başı ,çatılarda dönemez . Aynı şekilde karanlıkta kalmaya alışanlar için de korku olmaz.

 

 

 Bizim gece oyunlarından beklediğimiz ikinci yarar, çocukları karanlıktan korkmamaya alıştırmaktır. Ancak bu oyunların başarılı olabilmesi için bunun aşırı dereceye varan bir eğlenceye dönüşmesinin sağlık vermem. Karanlıktan daha kötü bir şey olamaz. Çocuğunuzu gidip bir zindana kapatmayın. Karanlığa girerken bırakın gülsün . Çıkarken de gülsün. Oradayken unuttuğu ve daha sonra hatırlayacağı eğlenceler düşüncesi , aklına gelebilecek olan fantastik hayaller görmesini engeller.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...