Ana içeriğe atla

KONTROL EDEMEDİKLERİMİZ


Bir basketbol antrenörü düşünün.

İmkânları geniş bir kulüpte çalışıyor. Çevresindeki en uzun boylu, en atletik ve en yetenekli oyuncuları bünyesine katıyor. Bu oyuncuların çoğu zaten temel teknik becerilere sahip. Koç, elindeki bu yetenekli grubu bir araya getiriyor ve onlardan güçlü bir takım oluşturuyor.

Ardından onları bir altyapı takımı gibi değil, adeta bir A takım gibi hazırlıyor. Oyuncularını fiziksel özelliklerine göre en verimli olacakları pozisyonlarda kullanıyor. Kısa vadede en fazla sonucu verecek sistemleri tercih ediyor. Takım maçlar kazanıyor, rakiplerini geride bırakıyor ve sezon sonunda şampiyonluğa ulaşıyor.

Üstelik birkaç oyuncu da milli takımlara seçiliyor.

Dışarıdan bakıldığında her şey kusursuz görünüyor. Kulüp memnun, aileler memnun, oyuncular mutlu. Koç ise şampiyonluğa ulaşarak kendini kanıtlamış gibi görünüyor.

Bu tam bir başarı hikâyesi değil mi?

Belki de sorun tam burada başlıyor.

Çünkü bu hikâyede gerçekten kimin neyi başardığını sorgulamak gerekiyor.

O oyuncuların kendi jenerasyonlarının en yeteneklileri olduğu zaten biliniyordu. Onların önemli seviyelere ulaşma ihtimali, çoğu zaman o sezon kazanılan birkaç maçtan çok daha önce ortaya çıkmıştı. Ayrıca altyapıda oynadıkları pozisyonların ve üstlendikleri rollerin, ileride profesyonel seviyede oynayacakları rollerle birebir örtüşmeyeceği de büyük ölçüde belliydi.

Daha da önemlisi, o koçun ileride benzer bir oyuncu havuzuna sahip olma ihtimali oldukça düşüktür. Çünkü profesyonel basketbolda çoğu antrenör, seçilmiş yıldız adaylarından oluşan takımlar değil, eksikleri ve farklı özellikleri olan oyuncu gruplarıyla çalışır.

O halde geriye ne kalıyor?

Bir altyapı şampiyonluğu.

Belki zaten milli takıma gidecek iki ya da üç oyuncu.

Ve çoğu zaman gelişim fırsatlarını kaçırmış birçok genç sporcu.

Altyapının temel amacı kupa kazanmak değildir. Altyapının amacı oyuncu yetiştirmektir.

Elbette kazanmak önemlidir. Hiç kimse genç sporculara kaybetmeyi öğretmekten söz etmiyor. Rekabet, sporun ayrılmaz bir parçasıdır. Oyuncular mücadele etmeyi, baskı altında kalmayı ve sonuçlarla yaşamayı öğrenmelidir.

Ancak kazanmak ile gelişmek arasında bir tercih yapmak gerektiğinde, altyapının yönü her zaman gelişimden yana olmalıdır.

Çünkü altyapıda elde edilen bazı başarılar, aslında gelecekteki gelişimin önüne geçebilir.

Bir oyuncu sırf takım kazansın diye sürekli uzun oynatılabilir. Oysa birkaç yıl sonra aynı oyuncu profesyonel seviyede dışarıdan şut atmak, top yönlendirmek ve karar vermek zorunda kalacaktır. Altyapıda kazandıran rol, gelecekte onu sınırlayan bir role dönüşebilir.

Bir başka oyuncu hata yapmasın diye sürekli kenarda tutulabilir. Takım kazanır ama oyuncu öğrenme fırsatını kaybeder. Oysa gelişim çoğu zaman hataların içinden geçer.

Bu nedenle altyapıda sorulması gereken soru "Kaç maç kazandık?" değil, "Kaç oyuncu geliştirdik?" olmalıdır.

Basketbol tarihi bunun örnekleriyle doludur.

Milli takım forması giymeden profesyonel seviyede büyük başarılar yakalayan sayısız oyuncu vardır. Aynı şekilde, kariyerinde üst düzey takım çalıştırmamış olmasına rağmen onlarca oyuncunun gelişiminde önemli rol oynayan altyapı antrenörleri de vardır.

Yıllar geçtikten sonra bir altyapı takımının kazandığı kupaları çok az kişi hatırlar. Ancak o takımdan yetişen oyuncular yıllarca sahalarda kalır. Bir antrenörün gerçek mirası da çoğu zaman kazandığı kupalar değil, yetiştirdiği insanlardır.

Belki de altyapı antrenörlüğünün en zor yanı budur.

Kısa yoldan sonuca ulaşmak çoğu zaman daha kolaydır. Oyunculara hazır roller vermek, riski azaltmak ve bugünü kurtarmak mümkündür. Fakat asıl eğitim; oyuncuların eksiklerini geliştirmeye çalışmakta, onların hata yapmalarına izin vermekte ve geleceği bugünün skorunun önünde tutabilmektedir.

Kazanmak her zaman önemli bir motivasyon olmalıdır.

Ancak altyapının pusulası kupalar değil gelişim olmalıdır.

Çünkü kontrol edemediğimiz şey sonuçtur; kontrol edebileceğimiz şey ise oyuncuların öğrenme sürecidir. Ve uzun vadede basketbolu ileriye taşıyan da, şampiyonluk tablolarından çok o öğrenme sürecinin kendisidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...