Ana içeriğe atla

INTANGIBLES ( BİR OYUNCUYU ÖZEL YAPAN GÖRÜNMEYEN ÖZELLİKLER)



Üst düzey oyuncu olmak için öncelikle yetenek, fiziksel ve atletik özellikler ,tabii ki de basketbol aklı gibi aşılması gereken kriterler vardır. Ancak yukarıda saydığım özelliklerden bazıları çalışarak geliştirebilirken bazıları için de pek fazla yapacak bir şey yoktur.

 Ancak benim geliştirilebileceği konusunda şüphelerim olan bir özellik daha var. Oyuncu KARAKTERİ.

Antrenörlük yaşantımda basketbol seviyesi geride kalan ancak varlıkları sayesinde işimi kaybetmemi önleyen birkaç özel oyuncu ile karşılaştım. Ve bu oyuncuların varlıklarının ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrendim. 

Eğer bir oyuncunuzun içinde böyle bir özellik varsa ve basketbol seviyesi de diğer oyuncuların çok çok altında değilse, ounu bu özelliğini ortaya çıkarması için yardımcı olun. Ona diğerleri ile aynı muameleyi yapmayın çünkü bu kolay kolay bulunacak bir özellik değil.


TAKIMA DEĞER KATAN OYUNCULAR 


Bazı oyuncular vardır; fiziksel özelliklerinden, istatistiklerinden veya yeteneklerinden önce başka bir şeyle kendilerini belli ederler.

Takım arkadaşlarını yönlendirirler.

Enerji verirler.

Sorumluluk alırlar.

Sahada olduklarında takımın havası değişir.

Bazen sadece basketbol becerileri gelişmiş oyuncular değil, takıma değer katan oyuncular ararsınız.

Basketbol dünyasında buna “intangibles” deniyor.

Yani ölçmesi zor ama fark edilmesi kolay olan özellikler…

Liderlik.

Enerji.

Mücadele.

Takım arkadaşlarını yükseltme.

Çalışma alışkanlığı.

Sorumluluk alma.

Kazanmaya olan bağlılık.

Bunlar bazen bir oyuncuyu diğerlerinden ayıran en önemli özellikler oluyor.


Brad Stevens, Ronald’ı neden kadrosuna aldığını anlatırken çok önemli bir noktaya değiniyor.

Ronald mükemmel bir şutör değildi.

Elit bir bitirici değildi.

Penetre ve top yönlendirme konusunda da olağanüstü değildi.

Ama yine de onu istedi.

Çünkü Brad Stevens’ın gördüğü şey sadece basketbol yeteneği değildi.

Ronald’ın takım üzerinde yaratacağı etkiydi.


Birçok koç için durum aslında çok benzerdir.

Sezon boyunca her gün birlikte çalışacağınız oyuncular seçiyorsunuz.

Bir oyuncunun sürekli gülümsediğini…

Takım arkadaşlarına destek olduğunu…

Her pozisyona koştuğunu…

Mücadele ettiğini…

Enerjisini sahaya yansıttığını gördüğünüzde istemsiz olarak şunu düşünürsünüz:

“Ben bu oyuncuyu çalıştırmak isterim.”

Ama bunun tam tersi de vardır.

Bazı oyuncular yetenekli olsa bile davranışlarıyla, enerjileriyle veya takım anlayışlarıyla sizi uzaklaştırabilir.

Oyuncuların büyük bölümü ise bu iki grubun arasında kalır.

Ne “Bu oyuncuyu mutlaka isterim.” dedirtirler, ne de “Bunu takımımda istemem.” dedirtirler.

Onları farklılaştıran belirgin bir özellik yoktur.

İşte fark yaratan bölüm burada başlar.

Bazı oyuncuların sahada farklı bir enerjisi vardır.

Takımda olduklarında, fazla süre almasalar bile, takımın daha iyi olacağını hissedersiniz.


Ancak burada önemli bir nokta var.

Bu özellikler tek başına yeterli değildir.

Bir oyuncu sadece iyi lider olduğu için üst seviyeye çıkamaz.

Basketbol seviyesinin de belirli bir noktada olması gerekir.

Çok yavaşsanız…

Şutunuz yeterli değilse…

Fiziksel olarak gerideyseniz…

Ama “Ben çok iyi liderim” diyorsanız, bu tek başına sizi üst seviyeye taşımaz.

Çünkü koçların işi sonuç almaktır.

Özellikle üst seviyede kazanamayan antrenörlerin büyük baskı altında olduğu bir gerçek.

Bu yüzden önce yeterli basketbol seviyesine sahip oyuncular gerekir.

Ama sadece yetenekli oyunculardan oluşan takımların da her zaman başarılı olmadığını görüyoruz.

Çünkü bazen çok yetenekli oyuncularınız vardır ama takım kimyanız yoktur.

Kimse birbirini tamamlamaz.

Kimse sorumluluk almaz.

Takımı zor anlarda taşıyacak karakterler yoktur.

İdeal olan, yetenek ile karakterin birleşmesidir.


Bugünün oyuncularına anlatmak istediğim en önemli şeylerden biri şu:

Sadece basketbol becerilerinizi geliştirmeyin.

Şutunuzu geliştirin.

Dribblinginizi geliştirin.

Savunmanızı geliştirin.

Ama aynı zamanda sizi özel yapacak görünmeyen taraflarınızı da geliştirin.

Bir antrenörün sizi fark etmesini sağlayan bazen attığınız 20 sayı değil;

Bir takım arkadaşınıza verdiğiniz güven olabilir.

Zor bir pozisyonda gösterdiğiniz mücadele olabilir.

Takımınızın enerjisi düştüğünde ayağa kaldırmanız olabilir.

Çünkü iyi oyuncular çoktur.

Ama takımını daha iyi yapan oyuncular daha azdır.

Ve koçların aradığı oyuncular genellikle onlardır.

Boyunuz 1.65 olabilir…

Ya da fiziksel olarak en avantajlı oyuncu olmayabilirsiniz.

Ama sahada boyunuzdan, istatistiklerinizden ve yeteneğinizden daha büyük bir etki bırakabilirsiniz.

Bazen bir oyuncuyu özel yapan şey, yaptığı hareket değil;

O hareketi yaparken taşıdığı karakterdir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...